Temin etmek için iletişim sayfamızdan bize ulaşabilirsiniz.

SUNUŞ
Ne Yapmalı? Kitap dizisinin birinci kitabı 2023 baharında yayınlanmıştı. 2025 Baharına çıkacak olan sekizinci kitaba bir mevsim kaldı. Onun için çalışmaya/hazırlanmaya da okurlar yedinci kitabı ellerinde tutarken başlayacağız.
Bu dizinin ilk kitabı çıktığında kimileri istihza ile yaklaştı. Haksız değildiler zira benzer çevrelerden bu yöndeki girişimlerin ömrü pek uzun olmamıştı. Kimileri de «bunlar da kim; ne yapmak istiyorlar?» diye merakla yaklaştı. Bütün bunlara rağmen nitelikli bir süreklilik yakaladığımız kesin.
Ne Yapmalı? dizisinin bu yedinci kitabındaki İlk öbek “Dünya Düzenini Ararken, Birleşik Kürdistan Hedefinin Önündeki Fırsatlar ve Tehlikeler” başlığı altında yaptığımız söyleşi sayesinde, Ne Yapmalı? dizisine baştan itibaren katkılarını eksik etmeyen Fuat Önen başka bir ülke gerçekliğinden bakarak hem yaşadığımız topraklara hem de ötesine ilişkin değerlendirme ve perspektiflerini aktarıyor.
Doğrusu Fuat Önen söyleşisi ile Gültekin Akarca’nın «Ortadoğu’nun Ekonomi Politiği» başlıklı yazısı da birbirleriyle ilişkili bir bağlamda yer alıyor. Ayrıca H. İbrahim Soğancı’nın «Sermaye ve Büyük Orta Doğu Projesi» başlıklı ve kapsamlı yazısı bu öbeğin genel çerçevesini çiziyor. Tahir Ozan “Suriye’de Sınıfların Konumu” başlıklı yazısı ile Suriye’de sınıflar hakkında önemli veriler sunuyor.
Bu konulardan apayrı bir alanda demek mümkün olmayan bir konuyu 6 Şubat Depremini ele alan Ali Eşki deprem felaketinde düzenin Depremi nasıl kullandığını, Suriye savaşıyla ilişkisini kuruyor.
Ne Yapmalı? dizisinin bu yedinci kitabındaki ikinci öbekte ise bir başka konu hakkında yazılar var. Ne Yapmalı? dizisinin ilk kitabının çıkmasını takiben oluşan internet ortamında ve sanal mecrada aynı soruyu sorup başka bir biçimde tartışarak faaliyet gösteren ve «Ne Yapmalı Meclisi» rumuzu altında seyreden bir WhatsApp grubu meydana geldi ve paralel bir mecrada varlık gösterdi. Öğrendiğimiz ve bildiğimiz kadarıyla bu WhatsApp grubu artık varlığını sürdürmüyor. Bununla birlikte bu gurubun oluşmasında başlıca rollerden birini üstlenmiş olan ve daha önce de Ne Yapmalı? dizisinin kitaplarında yazıları çıkmış olan Salih Zeki Tombak bir yazısıyla bu kitaba katkıda bulunuyor. Bundan sonra aynı sorunun cevabını hangi ortam ve araçlar üzerinden arayacaklarına dair görüşlerini « Devrimciliği Davet Eden şartlar, Devrimciliği Zayıflayan Ülke» başlıklı yazısında sunuyor. Bu öbekteki ikinci bir yazı ise Orhan Dilber’in (Zeki Tombak’ın bahsi geçen yazısı ulaşmadan kaleme aldığı) «Ne Yapmalı? Ne Yapmalı!» yazısı. Bu konuda bir tartışmanın dizinin sekizinci kitabında belki başkalarının da katkısıyla sürdürüleceğini umuyoruz. Şimdiden bu tartışmanın bir rekabet anlayışı içinde değil birbirinden beslenen bir ilişki çerçevesinde olacağını biliyoruz. Zaten Zeki Tombak’ın bu kitaptaki yazısı da bunun açık bir işareti/alametidir. Eğer bu iki «Ne Yapmalı?» mecrasının rakip olmadığı bellidir. Eğer bu hususu bir spor alegorisi ile anlatmak gerekirse bu (uzun mesafeli olduğu besbelli olan) iki mecradaki gayretler ne bir tek galibi olan bir maraton koşusuna benzer; ne de bayrağın bir koşucudan bir diğerine aktarıldığı nispeten kısa mesafeli koşuya benzetilebilir. Daha doğrusu ille bir spor dalına benzetmek gerekirse amaçlanması gereken tek bir takım halinde ve başka rakiplerle yarışmak üzere farklı meziyetlerde oyuncuların birlikte icra etmek üzere teşkil ettiği bir takım oyununu hedeflemek olmalıdır. O takımı başka oyuncuları da katmak suretiyle birlikte oluşturmayı hedeflemeliyiz.
Yine Örgütsel ve politik anlamda bugün nasıl bir yol izlemek gerektiğini tartışan Hamit Baldemir “Toplumsal Gerçeklilik Ve Devrimci Duruş” Sinan Dervişoğlu, “Bir Örgüt ve Siyaset Deneyine Bugünden Bakmak: Birinci Enternasyonal” başlıklı yazılar ile katkı sundular.
Ne Yapmalı? dizisiyle kışkırtmayı beklediğimiz tartışma bağlamında Nefel Gün bir ilk adım atıyor. Sinan Dervişoğlu’nun “Bir Örgüt ve Siyaset Deneyine Bugünden Bakmak: Birinci Enternasyonal” yazısını irdeliyor. Nefel Gün “Tarih Tekerrür Etmesin İstiyorsak Ne Yapmalıyız?” başlıklı yazısıyla bu sayıya katkı sunuyor. Bu tartışmanın ve başka konularda yeni tartışmaların süreceğinden kuşkumuz yok en azından bir tartışma platformu olarak bu kitap dizisinin sürekliliğini temin etmek bizim en baştan taahhüt ettiğimiz bir ödevimizdir. Bu ödevin yerine getirileceğinden kimsenin kuşkusu olmamalıdır.
Bu yedinci kitapta yer alan Üçüncü bir öbek yazı esas itibariyle kafa ve kol emeği arasındaki paradoksal ilişkinin değişik boyutlarının ele alındığı bir tür dosyadır. Bu öbekte taa on altıncı yüzyıldan günümüze ulaşan ve yedi asır önceki kadar önemli olan, hatta bugün önemi daha da artmış olan De La Boetie’nin «Gönüllü Kulluk» hakkındaki kelamı ve Orhan Dilber’in bu önemli şahsiyetin hayat hikayesiyle bahis konusu kelamının anlam ve önemine dair yazısı var. Aynı bağlamda ABD’li ünlü devrimci/yazar Jack London’ın «(Edebiyat Sanatçısı) Birini Kim Besliyorsa Efendisi O Olur» diye de tercüme edilen ve orijinal başlığı «Tekrar Edebiyat Sanatçısı Namzedi Hakkında» başlıklı çarpıcı yazısıdır. Orhan Dilber bu metinde Jack London’un içinde debelendiği paradoksu onun hayat hikayesi içinde yorumluyor. Trajik akıbetini bu çerçevede ele alıp London’ın eserlerine de bu bakış açısıyla kuşbakışı bir yaklaşım sunarak ele alıyor. Bu çerçevede de hem De La Boetie ile hem de bu kitapta yer alan L. Akın’ın «Burjuvazinin Paralı Hizmetkarları» başlıklı yazısı arasındaki paralelliklere değiniyor. L. Akın ise kendini «kol emekçisi» olarak yaşayıp sümürülmeye mahkum eden toplumsal iş bölümüne inat hem deri işçisi hem de devrimci bir okur/yazar olunabileceğini kendi hayat hikayesinin deneyimleriyle ortaya koyuyor.
Kaldı ki bu yedinci kitaba doğru gelirken Ne Yapmalı? tartışma kitapları dizisinin bir ihtiyaca yanıt olduğu ve bu ihtiyacın süreceğinden de bizim kuşkumuz yoktur. Çünkü bahis konusu türden ihtiyaçlar susamak vb. türden doğal/nesnel ihtiyaçlardan değildir. Kast ettiğimiz türden bir ihtiyaç yaratılırsa olur. Ne Yapmalı? dizisinin böyle bir ihtiyacı git gide doğurup besleyebildiğini görüyoruz. Şimdiden bu dizinin somut bir ihtiyacın farkına varılmasına katkıda bulunduğunu biliyoruz. Sadece şimdiye kadar olduğu kadarıyla sahici bir ihtiyaca karşılık verildiği bellidir. Bu da bu ihtiyacın süreceğini söylemek için şimdiden yeterlidir. Ne olursa olsun bu ödevi yerine getirmeye kararlı olanların şimdiye kadar gösterdikleri gayretle ve şimdiye kadarki verimliliğin ölçüsünü azaltmadan üstlendikleri sorumluluğu sürdüreceklerinden de kuşku duyulmamalıdır.
Okur Yazar mektupları geldi onları da bulacaksınız. Okurlarımıza teşekkür ederiz.
Orhan Dilber İmamoğlu’nun “Kurtuluş Yok Tek Başına” sloganını dillendirmesi üzerine burjuva bir ağıza dolanan bu sloganın asıl anlamını, hangi koşul ve eylemlerde oraya çıktığını kendi deneyimi ile anlatıyor. Yitirdiklerimizden Didar Şensoy’u anarak…
Böylece Ne Yapmalı? dizisinin bu sefer mevsime yetişen yedinci kitabını hem yazarları hem de çok zengin ve doyurucu bir içerikle sunmaktan kıvanç duyuyoruz.
Ne yazık ki bu kıvancı bir eksikle paylaşıyoruz.
Ne Yapmalı? dizisi hafif tökezleyerek de olsa sürekliliğini korurken beklenmedik biçimde bu dizinin çıkması için gayret edenler arasında yazılı katkılarıyla göze çapmasa da, ilk inisiyatifi ateşleyenlerden olup katkısı olan sınırlı sayıda devrimcinin arasında cüssesi kadar yeri olan bir kaybımız oldu: altıncı kitaptan yedinciye giderken Turgut Bayır yoldaş yedinci kitabı göremeden aramızdan ve herkesten ayrıldı.
Hiç kuşkusuz hepimizin sevenlerinden çok pek sevmeyenleri de vardır. Ama bu esasen her birimizin kişilikleri ve değerleriyle birebir örtüşmeyen ve farklı zamanlarda farklı kimse ve çevrelerle kaçınılmaz olarak çelişkili nitelik ve boyutlar da taşıyan ilişkiler boyunca şekillenir. Sevenlerimiz olduğu gibi ve bundan çok her birimizden pek haz etmeyenler de vardır bu gayet tabiidir ve daima olacaktır. Mamafih elinizdeki kitapta görebileceğiniz gibi ve gerek Karaca Ahmet mezarlığında gerekse de doğup devrimci mücadeleye adım attığı Giresun’daki törende görüldüğü gibi «Bayroo» Ne Yapmalı? kitaplarının sayfalarında gıyaben de olsa varlığını ve katkısını giderek daha sık belli ederek anılacak.
Bu itibarla elinizdeki kitapta farklı öbeklerde toplanabilecek olan yazılardan başka, bir öbekte de «Turgut Hoca»nın gıyabi katkılarını bulacaksınız. Bu dolaylı katkının da artarak süreceğini şimdiden seziyor ve kuşku duymuyoruz. Ona olan borçlarımızın başında da meydana gelmesinde katkısı tartışmasız olan bu kitap dizisini geliştirerek sürdürmek vardır. Onu da mutlaka ziyadesiyle ödeyeceğiz. Turgut Hoca’nın hatırı olanlardan kimilerinin de Ne Yapmalı dizisine katkılarıyla varsa bu hakkı helal edeceklerini umuyoruz.
