Temin etmek için iletişim sayfamızdan bizimle irtibat kurabilirsiniz. Sunuşu aşağıda sizlerle paylaşıyoruz.



Sunuş
Geçtiğimiz Ekim ayının başında, 7 Ekim günü sabahı 06:30 civarında 3 bin civarında HAMAS militanı 29 ayrı noktadan ve yıllardır hazırlanan tünellerden Gazze kuşatmasını aşıp, meşhur «demir kubbe» savunma sistemini delik deşik ederek İsrail topraklarına füzeler ve parakopterlerle desteklenen kapsamlı bir saldırı yaptı. Hemen ardından İsrail’in çok böbürlendiği bu «demir kubbe»nin zaafları hakkında tartışmalarla bunun kasten gevşetildiğine ilişkin rivayetler ve bu saldırıların önünün kasten açılmış olabileceğine dair komplo teorileri dahil muhtelif kurgular baş gösterdi; bu nafile tartışmalar hala tamama ermedi.
Bu mesele dünyanın herhangi bir yerindeki güncel konjonktürel gelişmeden çok farklıdır.
Zira birincisi olay dünyanın herhangi bir yerinde değil tarihin en büyük efsanelerinin, ve üç büyük semavi dininin doğduğu topraklarda cereyan etmektedir. Bu dini efsaneler bir yana Filistin konusunun evveliyatı bu dinlerden çok öncesine dayanır.
Artık neredeyse adı bile anılmayan büyük egemenlik alanlarından birinde, Kenan ülkesinden arta kalan topraklarda geçer. Üstelik Filistinliler o egemenliğe de tabi olmamış olan kadim bir toplumu ifade eder.
Beri yanda İsrail devleti üç semavi dinde ilkinin kitabını kendi anayasal temelleri olarak kabul eden tek devlettir.
Öte yandan İsrail sadece bu yönüyle değil, tamamen doğru olmasa da İkinci Emperyalist paylaşım savaşının başlıca kurbanı sayılan Yahudiler tarafından yeniden kurulmuş bir devlettir.
Bundan başka Filistin sorunu sadece tarihi özellikleriyle değil ikinci paylaşımdan sonra muhtelif veçheleriyle daima kendini duyurmuş, sadece Siyonist İsrail devletiyle olan çatışmaları ile öne çıkmış değildir. Örneğin Filistinlilerin 1972 Münih Olimpiyatlarındaki eylem ile doruğa çıkan eylemleriyle uluslararası çapta büyük yankıları olan eylemler vesilesiyle de böyledir.
Ayrıca Dünyanın bir çok yerinden pek çok devrimci, bilhassa Filistinli devrimcilerle aynı kamplarda ortak bir şekillenmeden geçmişlerdir. Bunlar arasında Deniz Gezmiş ve yoldaşlarının yanısıra pek çok şehir gerillası taraftarı militan da Filistinlilerle birlikte yoğurulmuşlardır. Bunlardan en ünlüsü, Halen Fransız zindanlarında tam bir tecrit altında hapis yatan ve «Çakal» yahut «Carlos» diye bilinen İliç Ramirez Sanchez vardır. Keza uçak kaçıran ilk kadın militan olarak anılan Leyla Halid de Filistin davası vesilesiyle en çok anılanlardandır. Bunların yanısıra Filistinliler, şimdi Gazze’de olduğundan önce «Kara Eylül», «Sabra ve Şatila» gibi katliamlarla da hatırlanır.
Nihayet bu gibi güncel ve daha çok bilinen olay ve örneklerden başka Filistin toprakları aynı zamanda (Rusya’dakiler bir yana) dünyanın ilk Komünist partilerinden birinin (Yahudilerle Arapların birlikte oluşturduğu) Filistin Komünist Partisi’nin kurulduğu topraklardır.
En son olarak Siyonist İsrail ve devletten bile sayılmayan «Filistin otoritesinin» yanısıra gerici Ürdün Krallığı arasında üçe bölünmüş toprakları ve halkları ilgilendiren bir uluslararası sorundur. Ayrıca Siyonist İsrail devletinin Emperyalizmin bir ileri karakolu oluşu da cabasıdır. Bunun yanısıra bu gelişmelerin dünyanın en büyük doğal Gaz yataklarının dibinde cereyan etmesi de bir başka önemli husustur.
İşte bu çok yönlü ve derin tarihsel köklerle önemli iktisadi çıkarlara dayanan bir uluslararası sorunun bir parçası olarak Gazze ve Filistin sorununun ele alınmasında yarar var. Aynı zamanda da bu yarar Filistin sorununun Kürdistan sorunuyla birlikte Orta Doğu’daki emperyalist bilmecenin, çözülmesi için çözülmesi şart olan bir sorun olmasından ileri gelir. Bu bakımdan Gazze sorununun bütün bu boyutlarıyla ele alınması gereği kendini dayatır.
Beri yanda bu karmaşık ve uluslararası sorunun çözümü için herhangi bir ulusal ufka tabi bir hareketin değil enternasyonalist komünistlerin uluslararası bir boyuta da sahip olan mücadelesini gerektirmesi bakımından da bu sorun sadece herhangi bir ülkenin devrimcilerini değil bilhassa komünist devrimcileri ilgilendirir. Filistin sorununun öncelikle geçmişte yahut halen komünizm adına hareket etme iddiasında olanları ilgilendiren bir başka boyutu da vardır.
Filistin’in iki «düşman» parçaya bölünmesinde ve bilhassa başlangıçta yekpare olan Filistinli komünistlerin birbirlerinden kopartılmasında Komünizm adına hareket etme iddiasında olanların ve bilhassa SBKP ve Komünist Enternasyonal’in belirleyici bir rolü var. Bu nedenle de Filistin sorununa enternasyonalist bir çözüm bulma sorunu en başta komünistlerin sorumluluğu olarak görülmelidir.
Öte yandan Marx’ın kendisinden başlayıp, Rusya’daki «sosyal demokrat» hareketin kurulması dahil dünyanın pek çok köşesinde devrimci, marksist ve enternasyonalist pek çom hareketin kuruluşuna damga vurmuş olan Yahudi halkının bağrından bu karmaşık sorunun çözülmesine öncülük edecek olanların çıkacağından da kuşku duyulmamalıdır.
Nihayet bu sorunun Kıbrıs ve Kürdistan ile birlikte bağlantısı olan ve Orta Doğu’da emperyalizmin kilit ögesini oluşturan Türkiye’yi ve Türkiyeli komünistleri ilgilendirmesi de başlı başına bir konudur. Bu itibarla Gazze/Filistin konusuna en çok Türkiyeli, Kıbrıslı ve Kürdistanlı devrimcilerin ilgi göstermesi ve önem vermesi de bu nedenle gerekli ve kaçınılmazdır.
Gazze/Filistin sorununu bu boyutlarıyla ele alıp çözmek bilhassa onların da boynuna borçtur. Hem İsrailli hem Filistinli devrimcilerin ayrı ayrı ve ortak birikimleri bu ödevin üstesinden gelmeleri için yeteri kadar zengindir. Bilhassa 1920’den bu yana bu sorunun çözümünün yolunu gösteren Komünist Enternasyonal’in pusulası kaybedilmediği takdirde bu ödevi yerine getireceklerinden kuşku duyulmamalıdır.
