Rusya Komünist Partisi’nin Tarihi Kitabı Çıktı

Temin etmek için iletişim sayfamızdan bize ulaşabilirsiniz.

Sunuşu

John Reed’in dediği gibi 1917 Rus devriminin zaferine giden “on gün” Sadece Rusya’da Çarlık despotizmini sarsıp yıkmakla kalmadı. Dünyanın çehresini ve egemen olan düşünceleri de alt üst eden büyük bir tarihsel gelişmeye vardı.

Ne var ki 1917 devrimi tarih hakkında bir çok hurafeyi aydınlatırken, başka önemli tarihsel o­laylar gibi, kendisi hakkında pek çok efsane ve hurafenin türeyip yayılmasına da yol açtı. İl­ginçtir, bu hurafe ve efsanelerin bir çoğu aynı topraklarda filizlendi. Bunlar Troçki/Stalin çatış­ması çerçevesinde gelişip yayıldı.

Elinizdeki kitabın böyle bir yanı da var. Bu ki­tap Lenin’in ölümünün üzerinden henüz üç ay geçmişken ve Bolşevik Parti içinde (Lenin’in son mektuplarında uyarı mahiyetinde işaret ettiği gi­bi[1]) bir liderlik çekişmesinin hayaleti alttan alta dolanmakta iken yayınlanmıştı.

Asıl konusu Rus Devrimi’nde Bolşevik Partinin üstlendiği rolü anlatmak ve bu partinin neden ve nasıl bu rolü oynadığını ortaya koymak olsa da Zinoviev’in kitabında aynı zamanda da Bolşevik Parti tarihinde kimi önemli kişiliklerin nasıl bir rol oynadığına dair pek çok anlatım vardır.

Bunlar arasında en çok Plehanov’un adı haklı olarak geçse de Troçki hakkındaki pek o kadar ayrıntılı olmayan ifadeler de dikkat çekicidir. Bil­hassa sırf Troçki’ye ayrılmış ve kitabın en uzun dipnotu (neredeyse bir sayfadan fazla tutuyor)[2] bu bağlamda önemlidir.

Zinoviev bu dipnotta ve dipnotun yer aldığı bölümde Troçki’nin 1903’ten itibaren (Parvus ile birlikte), «Menşeviklerle aynı çizgide olmamakla birlikte», daima aynı safta durduğuna işaret et­mektedir (ki bu da bir vakıadır). Onların «sürekli devrim» perspektifiyle «köylülüğün demokratik devrimdeki rolünü küçümseyen tutumlarını da eleştiri konusu yapmaktadır. (Burada da haksız değildir)

Daha önemlisi bilhassa «Ağustos Bloku» süre­cinde Troçki’nin tasfiyecilerin safında oynadığı önemli role işaret etmektedir. Elhak bu bağlamda söyledikleri de doğrudur. Zaten Lenin’in Troçki’­ye karşı en sert polemiklerini yaptığı dönem de aynı dönemdir. O çerçevedeki polemikleri sırasın­da Lenin Troçki’yi «doğrudan doğruya tasfiyeci o­lanlardan daha tehlikeli bir tasfiyeci» olarak tarif edip topa tutmuştu. Haklıydı da…

Bolşevikler RSDİP içinde Menşeviklerin köste­ğinden kurtulup nihayet tam anlamıyla bağımsız bir parti haline gelmeye çabalamaktayken tam ter­si yönde Menşeviklerle Bolşeviklerin kaynaş­maları ve likidasyonist-Menşeviklerin partinin il­legal yapısının fiziki olarak tasfiye edilmesi yö­nündeki girişimlerine kuvvetli kalemiyle ve çı­kardığı yayınlarla destek veren Troçki’nin Lenin’­in hiddetli eleştiri oklarına hedef olması boşuna değildi.

Zira o dönemeçte söz konusu olan Bolşeviklerin nihayet (gecikerek de olsa) bağımsız bir parti ol­ma yönündeki kritik hamleye hazırlanmaları söz konusuydu ve likidatörlerin girişimleri bu bakım­dan çok tehlikeliydi; doğrudan doğruya Bolşevik Partinin likidasyonunu hedeflemekteydi.

Bu şartlarda bir yandan kendini (politik olarak) Menşeviklerden ayırıp bir yandan da onların de­ğirmenine su boca eden Troçki sahiden «tasfiye­cilerden daha tasfiyeci» bir rol oynamaktaydı.

Bu husus başta olmak üzere Zinoviev’in eliniz­deki kitapta (bir dipnota sıkıştırılmış olsa bile) de­ğindiği Troçki ile ilgili başlıca hususların hepsi ki­tabın yayınlanmasından kısa bir süre sonra açık­tan açığa başlayacak olan «Troçki’ye karşı kam­panya» sırasında döne döne başvurulacak olan it­hamların başlıcalarıdır.

Yine de böyle bir kampanya hemen bu kitabın yayınlanmasının ardından başlamış değildir. Ak­sine bu kampanyanın başlamasında asıl tetiği çe­ken (ve bir bakıma kendi ayağına sıkmış olan) Troçki’dir.

«Ekim Dersleri»

SBKP Merkez Komitesi 1923 yılında Troçki’nin toplu eserlerini bir dizi halinde yayınlama kararı almıştı. Sovyet Devlet Yayınevi tarafından derle­nip basılacak olan bu dizinin üçüncü cildi, Troç­ki’nin 1917 yılı boyunca yaptığı konuşmaları ve yazdığı yazıları kapsamaktaydı; yani «bolşevik o­lan Troçki’nin» Toplu Eserleri yayınlanıyordu.

«Ekim Dersleri» diye bilinen uzun makale, 1924 Eylül’ünde basılan ve «1917» başlığını taşıyan bu cilde önsöz olmak üzere yazılmıştır.

Bu önsöze başlarken, Troçki henüz taze geliş­meler olan 1923’teki Bulgaristan ve Almanya’da­ki yenilgileri ele alır. Bu yenilgilerin sorumlulu­ğunun o zamanın Komünist Enternasyonal yöne­timinde olduğuna dikkat çeker. Bunda bir tuhaf­lık yoktur; elbette başarıların da yenilgilerin de sorumluluğunu Komünist Enternasyonal’de ara­mak gerekir. Ne var ki o zaman Komünist Enter­nasyonal Yürütme Kurulu’nun başkanı Zinoviev idi! Böylece bu tarihsel hesaplaşmanın bir ucu doğrudan doğruya Bolşevik parti içindeki bu hesaplaşmaya değiyordu.

Ayrıca, Troçki aynı önsözde Lenin’in Rusya’ya dönmeden önce Pravda’da savaşa ve Geçici Hü­kümete dair konularda çıkan yazılar hakkında sert eleştirileri olduğundan söz etti; o zaman Pravda’nın başında da Kamenev ve Stalin bulu­nuyordu. (Bu konular daha sonra Nisan Konfe­ransında da gündem oldu.)

Ama Lenin’in gönderdiği ve Pravda yönetimi tarafından tümü yayınlanmayan «Uzaktan Mek­tuplar» ancak çok sonradan (1924’te) meydana çıktı.[3]

Böylece Troçki’nin önsözü, yani «Ekim Dersle­ri», Troçki ile Stalin-Zinoviev-Kamenev üçlüsü arasındaki o zaman «Edebi Tartışma» diye anılan ve edebiyatla hiçbir ilişkisi olmayan çatışmayı tetikledi.

İşte Zinoviev’in Bolşevik Parti Tarihi kitabında yer alan Troçki ile ilgili «dokundurmalar» bu ça­tışmanın ilk alametlerindendir. Daha sonra Troç­ki’nin de «Ekim Dersleri»nde sanki herhangi bir kasıt yokmuş gibi yaptığı «dokundurmalar» ise Bolşevik Parti içinde beklenmedik çapta bir çatış­mayı tetikleyen asıl etken oldu.

Ne var ki çok önemli sonuçları olan ve dünya çapında hala izleri süren bir boyut kazanan bu çatışmanın her hangi bir bakımdan bir «edebi tartışma» olarak adlandırılması mümkün değildir. Bu yakıştırma olsa olsa Troçki’nin aynı zamanda bir edebiyat eleştirmeni olmasından ötürü olabi­lir! Derin bir politik hesaplaşmayı adeta edebi bir tartışma zannederek ve bu konudaki ustalığına güvenerek kasten körüklemişti.

Ama asıl çatışma ne «Ekim Dersleri»nin yayın­lanmasıyla başlamıştır ne de Zinoviev’in «RKP (B Tarihi»ndeki dokundurmalarıyla.

«46’lar Bildirisi»[4]

Aslında Bolşevik Parti içinde bir hizip kavgası­nın temelleri imzacılardan olmasa da (zira imza­cılar daha ziyade eski Bolşeviklerdi) Troçki’nin de uzağında olmadığı ve «46’lar Platformu» diye bi­linen girişimle atılmıştı. Denebilir ki Bolşevik partinin pek çok önemli militanın Zinoviev-Ka­menev-Stalin üçlüsünden rahatsızlıklarını belir­ten bir bildiri yayınlaması Troçki’yi heveslendir­mişti.

«1917» derlemesinin yayınlanmasından bir yıl kadar önce, 8 Ekim 1923’te Troçki’nin Merkez Komitesine gönderdiği eleştiri mektubunun ar­dından, «46’lar Platformu» diye bilinen bir bil­dirge yayınlandı. Bu bildirge şu sözlerle başladı:

“Durumun (partimizin ve işçi sınıfının çıkarları açısından) son derece ciddi oluşu Politik Büro’nun çoğunluğunun izlediği siya­setin sürdürülmesinin partiyi vahim karışıklıklara sürüklenme tehdidi ile karşı karşıya bıraktığını açıkça ifade etmek zorunda bırakmaktadır.”

SBKP Merkez Komitesi Politik Bürosuna hitap eden bu bildiride partinin belli başlı yöneticilerinden 46’sının şerhli veya şerhsiz imzaları bulunuyordu.

«46’lar Bildirisi» ile birlikte SBKP içinde bir muhalefet hareketi fiilen ve açıkça başlamıştı. Başlangıçta bu muhalefet partinin eski Bolşe­viklerden oluşan geniş bir kesiminin oldukça he­terojen rahatsızlıklarını ifade ediyordu. Ama bu heterojen sıkıntıların ortak hedefi Stalin-Zino­viev-Kamenev üçlüsüydü.

Mamafih elbette Zinoviev’in «Bolşevik Parti Ta­rihi» kitabının ne amacı ne de en önemli yanı bu Troçki-Stalin çatışmasına dair ayrıntıda gizlidir.

Bu kitabın önemi Bolşevik Parti’nin tarihini ve gelişimini birinci elden ve içerden anlatıyor ol­masındandır. Zaman zaman «Lenin’in sağ kolu» olarak da anılan Zinoviev 1903’ten itibaren Bol­şeviklerin önde gelen örgütçülerinden olmuştur. Ne yazık ki pek genç ölen Sverdlov pratikte en yetenekli Bolşevik örgütçü olarak biliniyorsa Zi-noviev de Bolşevik yazında örgütlenme konu­sunda en önemli belgeleri kaleme alanların ba­şında gelir.

Örneğin Komünist Enternasyonal’de benimse­nen «Proleter Devrimde Partinin Rolü» hakkında­ki tez; «Komünist Enternasyonal’e katılma koşul­ları (21 koşul)»; «Komünist Enternasyonal Parti­lerinin Bolşevikleşmesi» hakkında benimsenen tezler de onun kaleminden çıkmıştır. Sonradan RKP’nin onuncu kongresinde kabul edilen «Sen­dikaların Rolü» hakkındaki tez gibi pek çok ö­nemli metni kaleme alan da odur.

Öte yandan bilhassa Birinci Paylaşım Savaşı sı­rasında İsviçre’nin Bern kentinde Lenin’le birlikte İkinci Enternasyonal oportünizmini teşhir ve tecrit etmek üzere işbirliği içinde kaleme aldıkları pek çok broşür ve makalenin yazarı da odur.[5] Bunlar Lenin zamanında «Akıntıya Karşı» başlıklı iki ciltlik bir derleme halinde yayınlanmış ve kullanılmıştır. «Savaş ve Sosyalizmin Krizi», «Sosyalizm ve Savaş» gibi bu ortak çalışmanın ürünü kitaplar da bu sırada çıkmıştır.

Bu bakımdan Sverdlov Bolşeviklerin en büyük «örgütlenme teknisyenlerinden biri» idiyse, Zino­viev de bu alandaki en önemli teorisyenlerdendir. Lenin ünlü «Nisan Tezleri»nin hazırlanması sıra­sında da onunla birlikte çalışmıştır.

Zinoviev Zimmerwald Uluslararası Sosyalist Komisyonu’nda Bolşeviklerin temsilcisi olarak yer almıştır. Keza Zimmerwald Konferansı’ndan «Zimmerwald Solu»nun çıkmasında da onun ha­tırı sayılır payı vardır.

Ayrıca Zinoviev Bolşeviklerin gerek Rusya’da gerek Rusya dışındaki pek çok yayınının ya biz­zat başında yahut yazarları arasında olmuştur. En son Bolşevik Pravda’nın Temmuz günlerinde kapatılmasına kadar baş redaktör yardımcısı da odur.

Ama o sadece bir teorisyen de değildir. Komü­nist Enternasyonal Yürütme Komitesi’nin baş­kanlığını da (1919’dan ölene kadar) o üstlenmiş­tir. Elbette RKP (B) politik bürosunun sürekli ü­yelerinden biridir; Leningrad Sovyeti’nin ve o bölgenin yürütme komitesinin başkanlığını da yapmıştır. İç savaş sırasında Yudeniç’in beyaz ordusunun saldırılarına karşı Leningrad savun­masının komutasını bizzat üstlenmiştir. Bakü’de­ki «Doğu Halkları Kurultayı»nın (1920) organi­zatörlerinin başında da Zinoviev gelir.

Bu itibarla 1918’de Bolşevik Parti’nin tarihçesi­ni genç komünistlere anlatma ödevinin ona ve­rilmiş olması tesadüf değildir. Daha sonra bu su­numun genişletilerek elinizdeki kitap haline geti­rilmesini onun üstlenmiş olması boşuna değil.[6]

Ne var ki burada maksat bir «Zinoviev güzelle­mesi» yapmak değil. Her hangi bir başka Bolşevik militanın hayat hikayesini vesile ederek de RKP (B)’nin gelişimi ve tarihçesi ele alınabilirdi. Ama 1903’ten itibaren Bolşevik olmuş ve Moskova duruşmalarında mahkum edilene kadar Partinin gerek Rusya’da gerekse de uluslararası düzeyde hem yazar hem örgütçü olarak yer almış başlıca Bolşevik militanlardan biri olan Zinovyev bu tarihçe boyunca gerek olumlu gerekse de çok olumsuz müdahaleleriyle RKP(B)nin tarihinde derin bir iz bırakmış olan ve bu tarihin her bakımdan en bütünlüklü biçimde aktarılması için ender örneklerden biridir. Bu tarihçenin aktarıl­ması görevi gerek canlı bir bellek olması gerekse de kalemi ve sözüyle yeteneklerini kanıtlanmış olması itibariyle Zinoviev’e verilmiş olması tesa­düf değildir.

Nitekim bu kitap RKP yayınevi tarafından par­tinin genç militanlarına tanıtılırken şu sözlerin kullanılmış olması da tesadüf sayılmamalıdır:

“Lenin’in 1917 yılına kadar en yakın yoldaşı, Bolşe­vizmin gelişiminin her aşamasında etkin biçimde yer almış olan Zinoviev’e 1924 yılında, itibarının doru­ğundayken, Sovyet gençliğini eğitme görevi verilmişti.

Ekim devriminin en iyi hatiplerinden, Leninizm’in ilk propagandistlerinden kabul edilen; Komintern baş­kanlığından Bakü Doğu Halkları Kurultayı örgütle­yiciliğine kadar uluslararası sosyalizm mücadelele­rinde kritik görevler üstlenen Zinoviev, gençliğe an­lattığı bu tarihçenin, sağlam bir başlangıç olmasını umuyor; devrim tarihinin bitmediğine inanan genç kuşaklara, devrimin yasalarını anlatıyor.”

Doğrusu bu sözler bugün ve dünyanın her ye­rindeki komünist militanlara benzer ifadelerle ö­nerilmelidir.

Zaten Bolşevik Parti’nin tarihinin yazımı tarih­çilere bırakılacak bir iş değildir. Ayrıca tarih ki­tabı gibi okunması da akla ziyandır. Bu tarihin o partinin kuruluşundan zafere yürümesine kadar her evresinde emeği olan bir parti militanının anlattıklarından öğrenilmesi elbette tercih nede­nidir. Bilhassa Bolşeviklerinki gibi bir partiyi ya­ratmak için mücadele etme iddiasındaki militan­lar tarafından bu gözle okunmasının önemi ve anlamı da aynı özelliklerinden ileri gelir.

Bolşevik Parti’nin Öteki Tarihi

Hiç kuşkusuz bugüne gelene kadar bu tarihçeyi 1938’de yayınlanan «Bolşevik Parti Tarihi» kita­bından okuyanların sayısı kat be kat fazladır. Ne var ki büyük ölçüde Başsavcı Andrey Vişinski’­nin 1935-36 Moskova duruşmalarındaki iddiana­mesinden alınmış olan bu tarihçeden öğrenilebi­lecek fazla bir şey yoktur.

O kitaptan öğrenilebilecek olanlar, bilinen belli başlı Bolşevik militanların baştan beri bu “parti­nin kuyusunu kazmaya çalışan hainler” olduğu hakkındaki ithamlardan ileri gitmez.

Belki Bolşevik Parti’ye “Temmuz günleri”nin ar­dından katılan Troçki ve arkadaşları bahis konu­su olduğunda inandırıcı gibi görünebilecek olan bu «tarihçe» başından beri Bolşevik parti içinde ve önemli mevkilerde yer alan «bu hainlerin», «hem Hitler’in hem de Mikado’nun» ajanları olan «bu alçakların» neden ihanetlerini yapmak ve Bolşevik Parti’yi ortadan kaldırmak için Rus Dev­rimi’nin ve İç Savaşın kazanılmasından sonrasını beklediklerini izah etmez.[7] Bilhassa bunların ne­den ancak «Sosyalizmin geri dönüşsüz zaferi»nin[8] ilan edilmesine kadar sabrettiklerine de bir açık­lık getirmemektedir. Oysa bilhassa bu husus iza­ha pek muhtaçtır.

1938’de yayınlanan «SBKP (B) Tarihi» kitabın­da çok önceden beri değişik aşamalarda Zino­viev’in karşı-devrimci bir tutum aldığı anlatılı­yor. Ama herhangi bir yerde neden 1918 yılında Partinin onayıyla Zinoviev’in parti tarihi konu­sunda konferanslar verdiği ve bunların broşür[9] olarak yayınlandıktan sonra bir de bu konferansların (elinizdeki kitapta yer alan konfe­ranslar dizisi) 1924’te daha geniş bir kitap olarak SBKP tarafından yayınlandığından söz edilmiyor.

Zira 1938 tarihinde yayınlanan tarihçe ile bu sözü edilen belgeler birbirleriyle açık seçik çeli­şen anlatımları içermektedir. O bakımdan iki kar­şıt anlatımda aynı partiden söz edilmediği izle­nim ve kanaati edinmemek mümkün değildir. En azından 1918-24’teki parti ile 1938’deki partinin aynı parti olmadığı sadece bu kitapların karşılaş­tırılmasıyla apaçık ortaya çıkar.

Her halükarda 1938’de yayınlanan tarihçenin tedrisatından geçenlerin bugüne kadar Bolşevik­lerinki gibi bir partiyi yaratamadıkları besbellidir. Bu tarih kitabının en azından bu bakımdan bir işe yarayacağı yeterince kuşkuludur.

Buna karşılık Zinoviev’in elinizdeki kitabında anlatılan tedrisattan geçen militanların Bolşevik­leri zafere taşıdığı konusu tartışmasızdır. Öyle bir parti kurma azmini taşıyan komünistler için de Zinoviev’in kitabı başlı başına bir eğitim malze­mesidir.

Zinoviev’in Kitabı ve
Komünistlerin Birliği Hedefi

Öte yandan Zinoviev’in kitabında Rusya’daki devrimci hareketin gelişimi boyunca şu ya da bu ölçüde iz bırakmış inanılmaz sayıda militanın isimleri geçmektedir. Bunların listesini çıkarmak akla ziyandır. Zaten bir kısmının akıbetini yaza­rın kendisi de bilmediğini yer yer ifade ediyor. Ayrıca yüz yıl önce yazılmış bir kitabın içinde adı geçen bunca şahsiyetin hayat hikayesi ve her birinin oynadıkları roller üzerinde kafa yormanın ne kıymeti olduğunu düşünmek de abesle iştigal olur.

Bununla birlikte elinizdeki kitabın bu hayat hi­kayelerinin bir manzumesi değil, Bolşevik Parti tarihi olduğu unutulmadığı takdirde konu değişir. Zira bu takdirde muhtelif olumlu ve olumsuz ö­zellikleriyle (hatta bazan ihanet diye tanımlana­bilecek tutumlarıyla) anılan bir çok militanın kim ve ne olduklarından ziyade Bolşeviklerin bunlara yaklaşımlarının nasıl olduğu ve Bolşevik partisi­nin bütün bu tür unsurları bünyesinde barın­dırarak Ekim Devriminin zaferine önderlik et­mesinin sırrını ve nasıl geliştiğini anlamak için önemli ip uçları elinizde tuttuğunuz sayfalarda bulunmaktadır.

Örneğin kitapta en çok adı geçenlerden biri Ple­hanov’dur ve pek çok yerde Zinoviev onun öne­minden ve Bolşeviklerin önünü nasıl açtığından sitayişle söz etmektedir. Bununla birlikte Bolşe­viklerin onun hakkında daima bir kuşku payını akılda tutup mesafelerini korudukları da anlaşıl­maktadır.

Daha uzak bir başka örnek de Jean Jaurès hak­kındaki kısa değinmelerde görülebilir. Yola çıkı­şından öldürülene kadar hep bir reformist ve pa­sifist (barışsever) olan Jaurès’ten Zinoviev’in na­sıl muhabbetle söz ettiğini görmek şaşırtıcı bile gelebilir. Bunun gibi pek çok örnek Bolşevik Par­ti Tarihi’nde ibretle görülebilir. Oysa yaşadığımız topraklarda güya Bolşevik geleneğe sahip çıkma iddiasındaki “solcular” arasında yaygın alışkanlık bunlara benzeyen unsurlardan adeta cüzzamlı­dan kaçar gibi uzak durmaktır. Kuşkusuz bu tutum bu topraklardaki solcuların muhtelif «sap­malar» konusunda daha hassas ve titiz olmala­rından değil, Bolşeviklerinki kadar sağlam ve öz­güvene sahip bir örgütten mahrum olmalarıdır.

Daha da önemlisi kitapta da yer verilen «Ajan Malinovski» örneğidir. Okrana’nın Bolşeviklerin Merkez Komitesi’ne kadar sızdırdığı bu ajanın (partiye bir çok önemli zararlar vermiş olmasına rağmen) kendilerinden çok Bolşevikler tarafından kullanıldığını fark eden Okrana’nın bu ajanı «iş­ten çıkarmış olması» da Bolşevik Parti’nin ne ya­man bir örgüt olduğunu gösteren çarpıcı bir ör­nektir. Bu bakımdan Bolşevik Partiyi anlamak bakımından ehemmiyeti olan Malinovski’nin hi­kayesi de bu kitabın eklerinde yer alıyor.

Bu hikaye aynı zamanda Azev adlı Okrana aja­nının marifetiyle çökertilen Sosyalist Devrimci Narodnik örgüte inat Bolşeviklerin nasıl ayakta kaldığını da anlatır ve Lenin’in «Ne Yapmalı?»da «Narodniklerinkinden daha sağlam ve sıkı bir ör­güt kurma» iddiasının somutlandığını da gösterir.

Velhasıl meraklısı tek tek bu şahsiyetlerle ve onların hikayeleriyle daha ayrıntısıyla ilgilenebi­lir. Ama yaşadığımız topraklarda Bolşeviklerinki gibi bir partiyi yaratma azmine sahip militanlar bakımından bu konuda Bolşeviklerin tutum ve yaklaşımlarından öğrenilecek değerli dersler var.

Zira yaşadığımız topraklarda da bu kitapta an­latılan Rusya’daki Narodniklerden aşağı kalma­yan bir devrimci birikim mevcuttur. Bilhassa 70’li yıllardaki devrimci hareketlerin deneyim­lerinden geçmiş bu deneyimlere kan ve can kat­mış nice devrimcinin hatırası ve birikimleri kü­çümsenmemelidir.

Üstelik buralardan geçmiş olan sayısız mili­tanın pek çoğu halen sağdır. Doğrudan doğruya şu ya da bu örgütün içinde yer almayıp bunlara mesafeli duranların bir çoğu muhtelif amatör ör­gütlere güvenmeyerek tecrübeyle temkinli dav­ransalar bile ne muhtelif eylemlerden ve hareket­lerden ne de genel olarak siyasetten kendilerini büsbütün soyutlamış ve ilgisiz kalmış durumda değillerdir.

Bu bakımdan Zinovyev’in bu kitapta aktardığı canlı tablo yaşadığımız topraklardaki birikimden hala diri kalmış unsurlara nasıl yaklaşılması gerektiği konusunda da öğretici olabilir.

Bilhassa dar bir profesyonel devrimciler örgütü olma özelliğini hiç kaybetmeyen ve bu konuda esnemeyen Bolşeviklerin kitle örgütleri içinde ça­lışmaya nasıl özen gösterdiği, göstermek zorunda olduğu ve partinin içine almamakla birlikte çok değişik özeliklere sahip unsurlarla nasıl esnek bir ilişki sürdürüp bunlardan kendi iradesiyle, kendi davası için nasıl azami ölçüde yararlanabildiği de başlı başına bir ilgi konusudur.

Bunun en çarpıcı örneklerinden biri 1905’ten beri ne mal olduğunu bilerek partiden uzak tut­tukları halde en kritik aşamada ve Ekim Devri­mi’nin başarısı için çok önemli bir konuda Par­vus’tan nasıl yararlanabildiklerine bakıldığında bu hassasiyet görülebilir.

Bilhassa bu hususlar komünistlerin parti birli­ğini sağlama mücadelesinde kimlerle nasıl ilkeli ve mesafeli bir ilişkiyle esnekliğin bir arada gö­türülmesi hünerini kazanma bakımından çok ö­nemli dersleri içerir.

Zinoviev’in kitabı bu bakımdan da öğreticidir. Bolşevikler aynı zamanda da net çizilmiş kırmızı çizgilerini hiçbir aşamada sulandırmadan ama kendi davaları için her unsurdan ve fırsattan a­zami olarak yararlanmanın yolunu da gösteriyor. Elinizdeki kitap bu gözle okunduğunda öğreni­lecek çok şey var. RSDİP ikinci kongresinde Le­nin’in Axelrod Zasuliç gibi unsurlara karşı pek katı bulunan yaklaşımını anlamak için de bu hu­sus önemli. Lenin’in devrimin en kritik aşama­larına kadar Martov’a nasıl ilgiyle yaklaştığı da bir başka örnektir. Ama aynı zamanda Plehanov için olduğu gibi nihai kertede, bu gibi unsurlar karşı-devrim kampında yer aldıklarında tereddüt­süz biçimde tutum almış olması da önemli bir konudur.

İşte Zinoviev bu partinin tarihini ta içinden anlatıyor.

Bir de bu partinin tarihi boyunca kitlelerin ve kalabalıkların peşinde «sırtlarında yumurta küfe­leriyle» kan ter içinde koşturmaya şartlanmış mi­litanlara inat, her koşulda en esnek manevraları yapabilecek yetenekte ama asla eğilip bükülme­den kendi yolunda yürüyen bir profesyonel dev­rimciler örgütü olduğunun görülmesi önemli.

Böyle bir partiye ihtiyacı olan böyle bir partiyi özleyen devrimciler için de Zinoviev’in kitabı iyi bir kılavuz.

Unutmamak gerekir ki Lenin’in bize bıraktığı son yazısının başlığı da «Az Olsun Öz Olsun» idi. Bu son mesaj da belki Bolşevik Parti tarihini ö­zetleyen bir formüldür. Kulakta küpe olmalıdır.

Bu bakımlardan Bolşeviklerinki gibi partiye ih­tiyaç duyan ve onların ilerisine geçme azmiyle komünistlerin birliğini sağlamayı hedefleyen ko­münistler için Zinoviev’in “Bolşevik Parti Tarihi” öğretici ve vaz geçilmez başvuru kitaplarından biri olmaya adaydır.

Referans Belge Yayınları’nın benimsediği mis­yon bu tür kaynak ve belgeleri aynı amaç ve il­keleri paylaşan komünistlerin kullanımına sun­mayı gerektirmektedir.

Bu amaçla daha önce muhtelif basımları yapıl­mış bu kitabın eklerine daha önce yayınlanan örneklerin hiç birinde yer almayan kimi belgeleri de eklemeyi de görev saydık.

Zinoviev’in “Bolşevik Parti Tarihi”nin komü­nistlerin Bolşeviklerinki gibi bir parti kurma yo­lundaki zorlu mücadelelerinde eylemlerine kıla­vuz olması umudu ve dileğiyle …..

REFERANS BELGE YAYINLARI


[1]  Bkz. Lenin, «Son Yazılar, Son Mektuplar» Ekim Yayınları.

[2]  Bkz. aşağıda 43 no.lu dipnot.

[3]  Bu mektuplardan birincisi miladi takvime göre 20 Martta (Şubat devriminden 12 gün sonra)yazılıp Pravda’nın 21 ve 22 Marttaki sayılarında iki parça halinde yayınlanmıştı. Ama bunu peş peşe takip eden diğer dört mektup o zamanki Pravda yönetimindekiler tarafından uygun görülmediği için yayınlanmadı. Ancak devrimden sonra (Zinoviev’in bu tarih kitabı yayınlandığı sırada) 1924’te meydana çıkıp yayınlandılar. Bu dört mektupta «burjuva ve emperyalist» olarak tanımlanan Geçici Hükümete karşı tutum, proletaryanın silahlandırılması ve emperyalist barışın kabul edilmemesi gibi konular işleniyordu ve bu konular o zaman Pravda’yı yayınlayanların hemfikir olmadıkları görüşlerdi. Onlar da Bolşeviklerin geri kalan önemli bir kısmı gibi bu görüşleri ancak Nisan Konferansında kabul edeceklerdi.

[4]  Bu bildirge aşağıdaki ekler arasında okunabilir.

[5] Bu makalelerin çoğu Bolşeviklerin Avrupa’da yayınladıkları «Sosyal Demokrat» dergisinde yayınlanmış daha sonra da (Lenin’in sağlığında) «Akıntıya Karşı» başlıklı iki ciltlik bir derleme halinde basılmıştır.

[6][6]  Zinoviev bu kitapta üzerinde durmamış olsa da Ekim Devrimi arifesinde 7 Kasım eylemini Gorki’nin dergisinde Kamenev ile birlikte ifşa etmesinin Lenin’i çok hiddetlendirdiği ve onların partiden atılmasını istediği bilinir. Parti bu öneriye o zaman itibar etmemişti. Üstelik sonrasında da Bolşevik Parti tarihi konferanslarını verme görevinin de Zinoviev’e verilmiş olması da Bolşevik Parti’nin nasıl kendine müstesna bir ölçüde  güvenen ve sağlam bir yapıya sahip olduğunu gösterir.

[7]. Başsavcı Vişinski de hayatının önemli kısmını bir Menşevik hukukçu olarak geçirdikten sonra Bolşevik Parti’ye 1920’de İç Savaşı kimin kazanacağı belli olduktan sonra katılmıştı.

[8] Bkz. 1936’da kabul edilen SSCB Anayasası.

[9] 1918’de yayınlanan bu broşür elinizdeki kitabın eklerinde yer alıyor.

Yorum bırakın