Sınıfsız sınırsız ve tüm eşitsizliklere son verilip toplumsal iş bölümünün tüm biçim ve yönleriyle ortadan kaldırıldığı bir dünya toplumunu hedefleyen komünistlerin dünyanın her köşesinde aynı hedef doğrultusunda hareket etmeleri gerektiği açıktır. Bu aynı zamanda proleter enternasyonalizminin de temellerini ifade eder.
Bu itibarla Kürdistan komünistleri söz konusu olduğunda elbette en genel hatlarıyla başka ülkelerdeki komünistlerden esas olarak ayrı görülmemeleri gerektiği vurgulanmalıdır.
Bununla birlikte esasa ve genel ödevlere göre bir fark olmasa da Kürdistan’ın dört gerici devlet tarafından parça parça ilhak edilerek parçalanmış olması elbette ihmal edilebilecek bir ayrıntı değildir. Kürdistan’ın bu somut durumu somut ve özgül hassasiyetleri dikkate almayı gerektirir.
Her şeyden önce Kürdistan komünistlerinin önünde dört ayrı devletin sınırları içerisinde hapsedilerek birbirinden kopartılmış dört vatan parçasında tek bir komünist siyaset yürütme ödevi vardır. Bu bakımdan Kürdistan Komünistlerinin ödevlerinin çetin bir ve karmaşık bir ödev olduğu tartışmasızdır. Ama bu felaketin ilk defa ve sadece Kürdistanlıların başına geldiğini düşünmek yanlıştır ve tarih bilincinden yoksun bir dar görüşlülüğü ifade eder.
Nitekim hemen nispeten yakın coğrafyalara bakarak böyle olmadığını görmek mümkündür. Örneğin üç ayrı gerici devlet tarafından parçalanarak ilhak edilmiş olan Polonya örneği komünistlerin belleğinde Komünist Parti Manifestosu’nun ortaya konduğu dönemde yer etmiştir. Keza Felemenklerin Belçika ve Hollanda çerçevesinde parçalı bir varlığa mahkum oluşu da sır değildir. Benzeri bir durum Ukrayna için de oldum olası dikkat çekmiştir. Keza ikiye bölündüğünden beri İrlanda için veya Fransa ve İspanya arasında parçalanmış Bask ülkesi için de benzer bir durum çoktan beri kendini gösterir.
Üstelik bu konu komünistler arasındaki tartışmalarla da derin izler bırakmıştır. Lenin’in Rosa Luxembourg ve Radek ve başkalarıyla bu konuda giriştiği «UKKTH Hakkındaki bir tartışmanın bilançosu» makalesi (Bkz. Sol Yayınlarının ilgili derlemesi ve TE c. 22 s.344-388) ve aynı dönemdeki başka yazıları bunların başlıcalarıdır.
Özetle Lenin bu konuda komünistlerin Polonya’nın birliği ve bağımsızlığı mücadelesinde öncülük etmesi gereğini vurgular. Böylece «üç gerici devletin yıkılmasını gerektiren» bu siyasal çözümün Avrupa işçi sınıfının çıkarları doğrultusunda olduğunu vurgulayan Marx’la da buluşur.
Bu bakımdan ilk bakışta çetrefilli ve hatta imkansız gibi görünen bu sorunun çözümü için gerekli kılavuz Marksizm-Leninizmi kılavuz edenler için mevcuttur ve aynı esaslara bağlı kalarak geliştirilmeye açıktır.
Kaldı ki daha ziyade muhtelif çizgilerde siyasi akımlar nezdinde karmaşık görünen bu sorunun esasen bu parçalanmışlığın birinci elden muhatabı olan Kürdistan emekçileri için aynı ölçüde çetrefilli değildir. Ahmet Arif’in «tavuklarımız birbirine karışıyor» diye tasvir ettiği bu gerçeklik Mayın tarlalarına ve dikenli tellere rağmen sınır ötesi bayramlaşmalara izdivaçlara tarih boyunca engel olamamıştır. Senenin bir kısmını Rojhilat yaylalarında bir kısmını Bakur’un yaylalarında geçiren göçebe Herki aşireti de bunun tanığıdır ve bu gerçeği kilimlerinde, çoraplarında ilmek ilmek örmeye devam etmektedirler.
Demek ki bu bakımdan Kürdistanlı emekçilere öğretilecek fazla bir şey yoktur. Bilakis onlardan onların gerçekliğinden ve tarihinden öğrenilebilecek çok şey vardır.
Asıl gerekli olan Kürdistan’ın dört parçasında gözleri parçacı=ekonomist=kendiliğindenci akımların militanlarının gözbağlarından kurtulmasını sağlamaktır.
Bunun için de tüm Kürdistan komünistlerinin bağımsız bir komünist partisini kurmak üzere birleşmesini gerekir.
Bu durum Kürdistan komünistlerinin omuzlarına başka ülkelerin komünistlerinin karşı karşıya olduğundan daha çetin ve karmaşık ödevler yükler. Ne var ki buradan hareketle bu mevcut duruma teslim olarak Kürdistan komünistlerinin ödevlerini buna göre tayin etmek her şeyden önce Kürdistan komünistlerinin birliğinden vaz geçmek olur. Bu ise emperyalistler ve ilhakçı bölge devletleri tarafından dayatılmış parçalı gerçeklikten hareketle Kürdistan komünistlerini de bölüp parçalamak olur.
Ama bu durum elbette özgür ve birleşik bir Kürdistan hedefinden de peşinen vaz geçmek anlamına gelir. Bu itibarla Kürdistan komünistlerinin önlerindeki tarihsel görevin başka ülkelerdeki komünistlerin üstlenmek zorunda olduğu göreve kıyasla çok daha ağır ve çetin olduğunu gösterir.
Bu tablo karşısında peşinen yelkenleri suya indirenler de az değildir. Ne var ki bu gerçeklik sanılanın aksine zaten nihai hedefe varma yolunda ilkin kendi burjuva diktatörlüklerini yıkmak zorunda olan dört gerici devletin karşısına beşinci ve üstelik görece dinamik ve kalabalık bir beşinci gücün eklenmesini de ifade eder. Zaten dünyanın her yerinde bir ortak düşman olarak emperyalizm bir an için bir kenarda bırakılırsa Kürdistan’ın bu özgün durumu dört gerici/ilhakçı devletin karşısında beş kuvvetin bir araya gelmesine imkan verir. Bunun için ilgili ülkelerdeki komünistlerin eşit ve enternasyonalist bir birliğinin sağlanması birinci şarttır.
Bu durum eğer bir benzetme yapılacak ise Atlas okyanusunun iki kıtayı birbirinden ayıran bir engel olduğunu düşünenlerin durumuna benzetilebilir. Halbuki açık deniz ulaşımının imkanlarını bilen ve tedarik edenler bakımından o okyanus iki kıtayı birbirlerine bağlayan bir su yolu olarak da görülebilir.
Demek ki Kürdistan’ın parçalı gerçekliğine bakıp bunun dayattığı çetin ödevler karşısında bu gerçekliğe teslim olanların Kürdistan ulusal sorununun çözümüne önderlik etmek bir yana bu sorunu önlerine almaları bile mümkün değildir. Nitekim pek çokları bu hedefi bir tür ütopya gibi hayal dünyalarında yaşatmayı tercih etmektedir.
Tam da bu nedenle bu sorunun çözümüne sadece üzerinde bulunduğu parçanın kısmi çıkarları açısından yaklaşan her hangi bir ulusal harekete bırakılamaz. Aksine bu durumda «kısmi sorunlarda bütünsel olanları ulusal sorunlarda uluslararası olanları temsil eden komünistlere ihtiyaç vardır. Hatta daha vurguyla söylemek lazım Kürdistan ulusal sorunu ancak enternasyonal bir düzlemde ortaya konulabilir ve aynı zamanda da enternasyonal ve enternasyonalist bir çabayla çözülebilir.
Bu aslında o kadar açık ve seçik bir gerçekliktir ki üzerini örtmek mümkün değildir ancak gözler kapatılınca görmezden gelinir.
Bu itibarla bugün bu sorunun çözümünün çetrefilli ve çetin bir iş olması aksine çözüm imkanlarının da başka sorunların çözümünden daha fazla olduğunu anlatır. Tabii soruna enternasyonal bir çerçevede ve enternasyonalist yani komünist bir bakış açısıyla yaklaşılınca.
Zira eğer Marx’ın «başkasını ezen ulus özgür olamaz» saptaması doğruysa, ki doğru olduğu besbellidir, Türkiyeli, Suriyeli, Iraklı ve İranlı emekçilerin kurtuluşunun koşulu da Kürdistan emekçilerinin kurtuluşuna tabidir.
Bu bakımdan Kürdistan sorununun çözümü sadece Kürdistanlıların kurtuluşunu ifade etmekle kalmaz, onları boyunduruk altında tutan devletleri tüm yurttaşlarının özgürleşmesinin de olmazsa olmaz koşuludur.
Bu itibarla demek ki Kürdistan’ın özgürleşmesini bizzat kendi özgürlüklerinin bir koşulu olarak görenlerin hepsini ilgilendirir. Yani geniş Kürdistanlı kitlelerin ne isteyip nereye baktıkları bir yana, toplamda beş ülkenin emekçilerini ve ezilenlerini ilgilendirir. Bittabi «onların çıkarlarından farklı çıkarları olmayan» bu beş ülkenin komünistlerini hepsinden önce ilgilendirmesi gerekir. Kaldı ki dört parçada ve muhtelif diasporalarda yaşayan Kürt emekçilerini de ilgilendirir.
Bunun alametinin olmadığını zannedenler sadece gözlerinin önündeki merteği görmektense başkalarının gözündeki çöple uğraşanlardır. Bunun için sadece 2017 sonundaki referandumdan bağımsızlık talebinin çıkmasının Kürdistan’ın dört parçasında ve dünyanın farklı köşelerindeki Kürt diasporasında nasıl bir etki yarattığını hatırlamak yeter.
Ne var ki buna bakarak özgür ve birleşik bir Kürdistan’ın buna özlem duyan kitleler tarafından kurulacağını beklemek herhalde komünizm iddiasını benimseyen ve Kürdistan’da ulusal kurtuluş mücadelesine önderlik edecek bir komünist partinin şart olduğunu unutmayanların işi değildir. Bilakis bu beklenti asıl sorumluluklarından kaçma hevesinin başlıca mazeretidir.
Elbette bu sorumluluktan kaçmanın pek çok başka alametini de görmek zor değildir. Bu bakımdan Türkiye Komünistlerinin nispeten daha aşina olduğu somut olgulara bakmakla başlamakta yarar var.
Örneğin Türkiye’de mevcut en büyük sendikal örgütlere bağlı işçilerin (mesela Yol-İş, Petrol-İş, Genel İş yahut KESK’e bağlı en büyük sendikaların, vb.) çoğunluğunun Kürdistanlı işçilerden oluştuğu sır değildir. Bu sendikaların Türkiye’deki muhtelif başka sendikalarla ve konfederasyonlarla olduğu gibi pek çok uluslararası sendikal örgütlenmeyle ilişkili oldukları da sır değil. Bu başka pek çok meslek örgütü bağlamında da rahatlıkla görülebilecek bir gerçekliktir. «İşçi sınıfının birliği» adına bu eğilimi körükleyen ve hatta öncülüğünü ağır bedeller ödeme pahasına üstlenen sol akımlar da az değildir.
Oysa hem Kürdistan’ın ilhak edilmiş parçalarının birleşmesini ve Kürdistan’ın özgürleşmesini savunup hem de Kürt emekçi yığınlarını Türkiyeli sendikal veya meslek örgütlerine yönlendirmek herhangi bir tutarlılık iddiasıyla benimsenebilecek bir tutum değildir. Aynı şeyi Kürdistan’ın diğer parçaları için de söylemek elbette gerekir.
Buna karşılık özgür ve birleşik Kürdistan hedefini benimsemesi gereken Kürdistan komünistlerinin (ki bunların hepsinin Kürt kökenli olmaları şart değildir) herhalde ilk işlerinden biri Kürdistan emekçilerinin Kürdistani örgütler çatısı altında buluşmak üzere ilhakçı devletlerin birer kurumu olan sendikal ve mesleki örgütlerden koparak Kürdistani sendikal ve mesleki örgütler çatısı altında birleşmesini sağlama hedefiyle hareket etmesi gerekir.
Amed ve Hewler’den, Kobane ve Kirmanşah’tan vb. Kürdistanlı emekçilerin bırakalım tek bir sendikal ve mesleki örgüt çatısı altında buluşmayı zaman zaman ortak toplantı ve konferanslarda buluşmakla işe başlamaları bile başlı başına önemli bir adım olur. Referandum örneğinde görülebileceği gibi buna itibar edecek olan kitleler Talabani’nin Irak Cumhurbaşkanı olmasına sevinenlerden kalabalık olur.
Kuşkusuz Kürdistani partilerin bir çatı altında buluşması da önemli bir adımdır. Ama açıktır ki bu da muhtelif siyasi ayrılıklar ve geçmişten gelen muhtelif sorunlar nedeniyle oldukça güç erişilebilecek bir hedeftir. Bununla birlikte açıktır ki uzun zamandır böyle bir birlik platformunun oluşmasını savunup bunun için sınırları aşarak çabalayanlar da az değildir.
Bu durumda kim Kürdistan emekçilerinin sendikal ve mesleki örgütlenme çatısı altında buluşmasının bu birlik hedefinden daha zor hatta imkansız olduğunu söyleyebilir?
Doğrusu her iki hedefin de oldukça çetin görevleri dayattığı tartışmasızdır. Bugüne kadar ortaya konan muhtelif girişimlerin akıbeti de bunun neredeyse imkansız olduğunu düşündürecek kadar ümit vermeyen sonuçlarla noktalanmış yahut askıya alınmış durumdadır. Buna karşılık hala bu hedeflerden vaz geçmeyenler çoktur.
Oysa açıkçası bunların hepsinden daha kolay olanı ise dört parçadan Kürdistan komünistlerinin aynı hedef doğrultusunda ve ortak referanslar etrafında birleşmesini hedeflemek olmalıdır.
Açıktır ki bundan kastedilen muhtelif Kürdistanlı parti ve örgütlerin birleşmesi değildir. Bu doğrultudaki çabalar eksik değildir ve sürmeye de devam edecektir.
Önemli olan ise bunların hepsinden kendilerini ayırt edip hem Kürdistan emekçilerinin bağımsız ve birleşik kitle örgütlerinin yaratılmasını hem de Kürdistan’ın ulusal kurtuluş mücadelesine önderlik etme hedefini önüne koyması besbelli hepsinden kolay ve mümkündür.
Bundan sonrasında öncelikle neyin nasıl yapılması gerektiği ise bu Kürdistan komünistlerinin tayin edeceği plan ve programa göre ilerlemelidir.
Irak, Suriye, İran ve Türkiye komünistlerin hedefleri ve çıkarları da elbette bunun sağlanması doğrultusunda belirlenir. Hepsi için evvel emirde bu beş ülkenin komünistlerinin birbirleri arasında herhangi bir hiyerarşiye tabi olmaması gereken bir çerçevede buluşmasına ihtiyaç vardır.
Ancak böyle bir birlik yolunda somut adımlar atıldığında Kürdistani siyasi hareketlerin ve Kürdistan emekçilerinin sendikal ve mesleki örgütlenmeleri doğrultusunda somut adımlar atılabilir.
Tersi doğru olmadığı gibi öncelikli bir hedef olarak benimsenecek bir hedef olamaz.
Elbette önce ve öncelikle yapılması gereken hangi parçadan olduğuna ve Kürt kökenli olup olmadığına bakmadan kendilerini Kürdistan komünistleri diye ayırt eden militanların birliğinin sağlanmasıdır.
O zaman Kürdistan emekçilerine nasıl ve hangi taleplerle gidileceği somut olarak tartışma konusu haline gelir.
