Ulusal Sorunda Komünist Bakış

Hem Ezen Ulusun Komünistleri
Hem de Ezilen Ulusun Komünistleri
 Aynı Enternasyonalist Tutumu Savunmalıdır

Komünist devrimciler Lenin’in komünist bir dünya partisinin olmadığı koşullarda, Komünist Enternasyonal öncesinde söylediği «ezen ulusun devrimcileri ayrılıktan yana; ezilen ulusunkiler birlikten yana tutum almalıdır» biçimindeki sözlerine açıklık getirmekle de yükümlüdürler.

Bu anlamda hem Türkiyeli komünistler hem de Kürdistanlı komünistler, Türklerle Kürtlerin bir burjuva diktatörlüğü altında birlikte yaşamaya mecbur bırakılmalarına karşı ortak bir tutumu paylaşmalıdır. Yani ayrılıktan yana ortak bir tutum sergilenmelidir.

Ama aynı zamanda da Türkiyeli ve Kürdistanlı komünistler Türklerle Kürtlerin bir sovyet cumhuriyetleri birliği altında birlikte yaşamaları hedefini hiçbir ikircime düşmeden bir ağızdan savunmalıdırlar. Bunun somut anlamı her iki tarafta da T.C. devletinin parçalanması hedefinin olmasıdır.

Şovenlerin dediği gibi bu Kürtlerin ayrılması ve T.C.nin parçalanmasını içerse de bundan ibaret değildir. Zira bir sovyet cumhuriyetleri birliği çatısı altında birleşme yönünde ortak ve tek bir siyaseti ifade eder. Doğrusu aynı tutumu dünyanın herhangi bir başka köşesinde bulunan ve aynı referanslara aynı amaç ve ilkelere bağlı olan komünistlerin de hep bir ağızdan savunmaları gerekir.

Komünistlerin proletarya enternasyonalizmi kavrayışı açısından bu tutum demokratik merkeziyetçi bir dünya partisinin disiplininin gereğidir. Bu disipline bağlı komünistlerin hepsinin böyle bir merkezi çizginin benimsemesini gerektirir.

Zaten eğer bahis konusu olan bir komünist enternasyonal olsaydı bu enternasyonalin Türkiye ve Kürdistan seksiyonları enternasyonalin tek ve ortak tutumunu birlikte savunmakla yükümlü olurdu. Bu tutum başka ülkelerin komünistleri için de geçerli olurdu.

Bu tutum bir yanda komünistleri Türk milliyetçiliğinden ve sosyal şoven politikalardan ayırt eder. Öte yandan da komünistlerin Kürt ulusal devrimciliğinden ve bunun kuyrukçuluğunu yapan siyasetlerden ayırt edil­mesini sağlar.

Komünist devrimcilerin bu bakış açısı, aynı zamanda Kürt ve Türk devrimcilerinin örgütlenmesine ilişkin tutumlarına da yansır, yansımalıdır.

Bu çerçevede yaşadığımız topraklarda hangi temelde olduğu belirtik olmayan ortak-ayrı örgütlenme; yahut kimin kime tabi olacağının belirsiz olduğu «seksiyon örgütlenmesi» gibi türlü muğlaklıklar yaygındır. Komünistler sadece Kürtlerle Türklerin değil, tüm ulusların devrimcilerinin aynı amaç ve ilkeler için savaşan tek bir örgüt (bir komünist dünya partisi) çatısı altında demokratik merkeziyetçi bir tarzda birlikte örgütlenmesini savunurlar. Ama bu teke tek ilişkileri anlatmaz aynı uluslararası örgütlenme içinde buluşmayı da anlatır. Bu bakış açısıyla, hem Türkiyeli komünistlerin hem de Kürdistanlı komünistlerin örgütlerinin böyle bir enternasyonalin seksiyonları olmaları gereği öne çıkarılmalıdır.

Bu aynı zamanda nicel durumlarından, güç ve önemlerinden bağımsız olarak her iki coğrafyadaki komünistlerin eşit koşullarda bir arada bulunacağı ve kendi aralarında ulusal temele dayalı bir hiyerarşik ilişkide olmadıkları (bir tür ağabey-kardeş parti ilişkisinden açıkça farklı) bir örgüte işaret eder. Bu örgütün niteliği her zaman ve her koşulda enternasyonal olmak zorundadır.

Bir dünya partisinin mevcut olmadığı ve dünyadaki tüm siyasal gelişmelerin bir ölçüde bu eksiklik tarafından belirlendiği koşullarda, elbette hem Türkiyeli hem Kürdistanlı komünistlerin ödevi, tüm dünyadaki komünistleri için olduğu gibi, Komünist Enternasyonal’in kuruluşuna damga vuran çizgide bir dünya partisinin yaratılması yolunda birlikte mücadele etmektir.

Enternasyonal kavramı komünistler için bir fetişi, yahut mükemmeliyetçi bir ütopyayı değil, somut bir mücadele aracını tarif eder. Bir enternasyonali ancak dört başı mamur komünist örgütlerin biraraya gelmesiyle kurulacak bir federasyon gibi görenlerle, leninist bir dünya partisini yukarıdan aşağı inşa etmeyi ödev sayan komünistler arasında fark vardır. Birincilerin bu hedefe varması mümkün değildir.

Bu fark, şu noktada somutlaşır: iki ayrı ulustan komünistlerin bir çatı altında birleşmeleri, ileride kurulacak bir enternasyonale ertelenemez. Bir enternasyonalin mevcut olmayışını bahane ederek eşit bileşenler arasında bir ilişki çerçevesinde şekillenmelidir[1]

Böyle bir ortak çatı en mütevazi olduğu aşamada da en gelişkin olduğu halde benimseyeceği esaslara uygun olmalıdır. Bu ortak çatı, şu ya da bu ulusal örgütün çatısı da olamaz. Bu bakımdan iki ayrı ülkedeki komünistlerin eşit unsurlar olarak bir uluslarüstü çatı altında buluşması her zaman ve ertelenmeksizin sağlanabilir. Bunun yolu da derhal, her iki örgütten ayrı ve enternasyonal nitelikte bir üst örgütün (örneğin eşit bileşenlerden oluşan bir uluslararası komitenin) altında birleşmek olmalıdır.

Bununla birlikte bu biçimde birleşecek örgütlenmeler ulus temelinde tanımlanmış örgütler olamaz. Komünist yani proleter enternasyonalizmine sadık örgütler olmalıdır.

Komünist devrimci örgütler ulus özelliklerine göre değil somut coğrafi mücadele alanına ve somut bir devlete karşı mücadele temelinde kurulmalıdır. Ayrı örgütlenmelerin maddi temeli, mücadelenin biçimsel zemini, temposu yöntem ve araçları bakımından saptanmalıdır.

Öte yandan bu yaklaşımın Kürdistan’ın özgül ve karmaşık gerçekliğine uygun bir biçimde ele alınması gerekir. Aynı saptamayı bir bahane olarak kullananlar Kürdistan’ın her parçasında ayrı ayrı partiler kurmak şeklinde algılama eğilimindedir. Bu takdirde de taktik gereklilikler uyarınca her parçadaki «Kürt partileri» ezen ulus örgütleri ve o parçadaki başka Kürt örgütleriyle farklı öncelik ve ölçülere göre ilişkilenmeye yönelebilir. Oradaki ezen ulus devletine karşı her birinin farklı bir mücadele çizgisi benimsemesi makul ve kaçınılmaz hale gelir. Makul gibi görünen bu tutumun sonucu tek bir siyasi hedef için mücadele eden bir örgüt hedefinin ufuktan kaybolması olur.

Aksine aynı gerçeklikten hareketle somutlamak gerekirse dört parçadaki örgütlerin tek bir federasyon gibi örgütlenmesi seçeneği daima vardır. Bu yönde dünya tarihinden örnekler de eksik değildir.

Öte yandan Türkiyeli komünistler elbette öncelikle T.C. devletine karşı ve bu çerçevede bir mücadele yürütmekle yükümlüdür. Keza bu Irak’taki, Suriye’deki ve İran’daki komünist partiler için de geçerlidir. Buna karşılık Kürdistan komünistleri Kürdistan’ın ulusal kurtuluşu için hem T.C. devletiyle hem Suriye’deki BAAS diktatörlüğü ile, hem Irak’taki federal cumhuriyetle hem de İran’daki gerici Şii cumhuriyetiyle mücadele etmekle yükümlüdür. Sadece bu durum bile Kürdistan komünistleriyle söz konusu ülkelerdeki komünistlerin ayrı örgütlenmeleri için yeterli bir gerekçedir.

Her halükarda bu mücadelede Kürdistanlı komünistlerin örgütsel birliği şarttır. Kürdistan komünistleri Türkiyeli, İranlı Suriyeli ve Iraklı komünistlerle enternasyonal bir örgütsel birlik içinde olmalı, diğer ezen ulus devletlerine karşı mücadele eden devrimci akımlarla da ittifak ilişkisi içine girmenin yollarını aramalıdır.


[1] Bu konuda Marx ve Engels’in İrlandalı devrimcilerle İngiliz devrimcileri arasındaki ilişkinin nasıl olması gerektiği hakkındaki bu kitabın eklerinde de yer alan görüşlerine bakınız.

Yorum bırakın