Seçim Taktikleri ve Türkiye Solu

Seçim Taktikleri ve Türkiye Solu  

Türkiye’de 1965 seçimlerine TİP’in girmesi ile seçimler solun da gündemine girmiş oldu. TİP bu seçimlerde Kuzey Kürdistan illerinden aldığı desteğin de katkısıyla meclise 15 vekil sokabildi. Bu seçim başarısında en önemli etken sadece 1965 seçimlerinde uygulanan «milli bakiye sistemi» oldu. Bu sistem bu tip kazalar bir kez daha tekrarlanmasın diye kaldırıldı ve bir daha kullanılmadı. «Meclise sosyalizmin bayrağını dikeceğiz» ve «nasırlı eller meclise» şiarlarıyla hareket eden TİP sonraki dönemde de seçimlere katıldı ve oy oranı çok düşmeden (1965 deki %3 oyu 1969 da %2,7 oldu) 2 vekille meclise girdi.

Ama 1977’de Karaoğlan’ın %41’lik zaferini aldığı seçimlerde vekil çıkartamadı. Bugün olduğu gibi o gün de CHP’yi destekleyerek nefes alabiliriz diyenler sözde «ileri demokrasi» adına CHP’yi destekledi. Bugün de aynı siyasi tutumun uzantılarını daha yaygın ölçekte görmekteyiz.

Bu dönemeçten sonra Türkiye’de solun gündemine yerel yahut genel seçimler sathında seçim taktikleri girmiş oldu. Darbelerle bezeli burjuva siyaseti Türkiye’nin Ortadoğu’da yer almasından da sebep hep canlı oldu. 80 darbesinden sonra Türkiye’de solun gündemine seçimler bir müddet girmedi.

12 Eylül’ün perdesi aralanırken legalist tasfiyecilikte hızla yol alanlar seçimlere girmeyi ihmal etmediler. Seçimler kurulmalarından önce ve sonra EMEP’in, TKP’nin, ÖDP’nin tabii HDP ve öncellerinin hep gündeminde oldu. Ve öyle ya da böyle solun önemli bir kesimi seçimlere dahil oldu. 1000 umut adayları kampanyasına kadar (DEP’lilerin SHP üzerinden meclise girmeleri bir yana) herhangi bir başarı elde edilemedi. Zira bu kesimler kitleler ile bağları güçlendirmeyi önlerine koyup bunun en kolay yolunu da seçimler olarak gördü; hala öyle.

Son zamanlarda ise Erdoğan’dan kurtulmak saiki ile seçimler solun gündemine daha fazla girer oldu. Zira kitleler Erdoğan’dan bıkmış; Gezi eylemleri ile bütün illerde sokağa çıkan kitleler Erdoğan karşıtlıklarını göstermişlerdi; bugün de devam etmekte. Haliyle Erdoğan karşıtlığının damga vurduğu bir siyasal ortamda seçimle gelen Erdoğan’a seçimleri kaybettirme taktiği izlendi.

Erdoğan karşıtlığını en çok vurgulayanlar siyaset sahnesinde daha sağlam yer edinir oldu. Bunun en çarpıcı örneği «Seni Başkan Yaptırmayacağız» diyen Demirtaş’ın çıkışı oldu. Bu çıkışıyla HDP seçimlerde barajı geçti çok geçmeden de Demirtaş cezaevini boyladı.

Türkiye solu seçimlere bir kısmı boykot ederek bir kısmı bağımsız aday göstererek bir kısmı da sonradan Kürtlerin başını çektiği partilerin listelerinden girdi.

Kürtlerin ön alarak veya yalnız Kürtlerden müteşekkil partilerin meclise girmesi uzunca zamandır gündemde. Ama asıl somut anlamını TİP örneğini aşacak şekilde 2007’de «bin umut adayları» ile meclise girilmesini takiben buldu. Bu vekiller arasında Kürt olmayanlar hatırı sayılır sayıda idi.

Burada önemli iki noktaya değinmekte fayda var. Birincisi seçilen vekillerin çoğunluğu Kürdistan’daki illerden yahut metropollerdeki Kürtlerin oylarının önemli katkısıyla meclise girdi. Tıpkı 1965 de TİP’in meclise 15 vekille girmesi gibi.

Sonraki seçimlerde ise Türkiye solu bileşenlerinin vekil adaylarının meclise girmesinde bir maraza çıkmaması için seçilmesi kesin olabilecek illerden aday gösterildi; Van bunların başında gelen illerden oldu. Kürdistan’dan seçilip meclise girenler arasında UKKTH’yi tanıma iddiasını taşıyan devrimciler de vardı. Oysa bu iddianın hakkını vermek için seçimlere katılırken seçilip mazbatalarını almak ve fakat T.C. parlamentosuna gidip o parlamentonun üyesi olmayı red etmek daha doğru olurdu.

Nitekim Tony Ben’in meşum harekatına kadar Sin Fein’e bağlı İrlandalı devrimciler böyle yapıyordu. Seçildikleri zaman Kraliçe’nin yahut Kralın meclisine girmeyi reddedip millet vekili olarak kendi seçim bölgelerindeki mekanlarda seçmenleriyle doğrudan temas içinde kalıyorlardı.

Buna karşılık Türkiye’de Kürdistan’dan seçilen vekillerin Türkiye vekilleri gibi/kendilerini öyle kabul ederek T.C. meclisine girmeleri Türkiye soluna mensup kimseler için meşru ve doğru olsa da Kürdistan vekilleri olma iddiasını taşıyanlar için doğru olmaz. Bilakis bu tutum (Talabani’nin Irak Cumhurbaşkanı olmayı kabul etmekle Kürtleri Bağdad’a bağlaması gibi) Bakur (kuzey) Kürtlerinin TC’ye bağlanmasına katkı sunar.

Bu yaklaşım Kürtleri bir ezilen ulus olarak değil bir azınlık olarak görmeyi anlatır. Seçimlerde Kürdistan illerinden aday olarak meclise girenler Kürdistan mücadelesini Kürt sorununa indirgeyen politikanın kuyrukçusu olmayı sorun olarak görmediler. Oysa seçimlerin Kürdistan’ı T.C ye bağlamak değil T.C.’den kopması yolunda bir araç olarak kullanılması gerekmekte idi.

Bu tutum ise UKKTH’yi tanıyanların tutarsızlığını göstermekteydi. Hala da öyle. Açık olmalıdır ki bugün ve bugüne kadar Türkiye solunda ve Kürdistanlılar bakımından seçimlere girmek üzere taktik uygulayanlar ezilen ulusun bu dinamizmi ile meclise girmeyi hedefliyor. Ama böyle olduğu halde meclise girdiklerinde ezilen ulusun mücadelesine katkı sunmamaktadırlar. Sonuçta popülist siyaset yapıp parlamentodan medet umarak mecliste ezilenlerin ve emekçilerin sesi olma iddiası ile hareket etmektedirler.

Kısacası bugün takip edilen parlamenter taktikleri uygulayanlar ezilen bir ulusun, ilhak edilen Kürdistan’ın dinamiklerini kullanarak meclise girmek suretiyle bu dinamikleri reformist bir siyasetin peşine takmaya katkı yapmaktadır. Komünist devrimciler bunun önünü kesip kuyrukçu reformist tutumları teşhir etmelidir.

Bolşevizme bağlanma ve samimiyetle komünist bir partinin militanları/kurucuları olma özleminde olan ve bu doğrultuda irade koyanların birliğini sağlamak için mücadele etmelidir. Bu birliğin zeminini sağlam bir biçimde döşemek için uğraş veriyorlar.

Yorum bırakın