Referans ve Taktikler

Referans Metinlerdeki Her Taktik
Her Zaman Her Yerde Uygulanabilir mi?

Seçimler komünistlerin gündemine burjuva diktatörlüklerinin kurulmasından bu yana girmekte. İlk dönemlerde seçmen olma hakkı verilmeyenler için seçmen olma hakkı mücadelesi ile girmiş; kimi zaman ezilenlerin hak alma mücadelesinde bir basamak olmuştur. Ta ki kapitalist düzen kendini tam anlamıyla var edene kadar. Komünist Enternasyonal’in ikinci kongresinde bu durum şöyle açıklandı:

“….Üçüncü Enternasyonal’in parlamentarizm karsısındaki tutumu da, yeni bir doktrin tarafından değil, bizzat parlamentarizmin rolünün değişmesi tarafından belirlenmektedir. Bir önceki çağda, gelişme halindeki kapitalizmin bir aleti olan parlamento, bir anlamda tarihsel ilerlemenin hizmetinde iş gördü̈. Emperyalizmin zincirlerinden boşanmasının karakterize ettiği bugünkü̈ koşullarda parlamento, bir yalan, dolan, şiddet, yıkım, talan aletine dönüştü̈; her biri emperyalizmin birer eseri olan, bir istikrardan ve fikri tutarlılıktan yoksun bulunan, bütünsel bir planın içinde ele alınmayan parlamenter reformlar, emekçi yığınlar için bütün pratik önemini kaybetti….

Komünistler için parlamento, isçi sınıfının durumunun düzeltilmesi ve reformlar için mücadeleye bugün hiçbir durumda sahne olamaz; (vurgu bizim-) oysa bir önceki dönemde zaman zaman olabilmişti. Bugünkü̈ siyasal hayatın ağırlık merkezi tamamen ve kesinlikle parlamentonun dışına çıkmıştır. Öte yandan emekçi yığınlarla ilişkileri nedeniyle ve burjuva sınıfların bağrında varolan karmaşık ilişkiler nedeniyle de, burjuvazi bazı eylemleri çeşitli biçimlerde parlamentoya onaylatmak zorundadır; parlamentoda ahbap-çavuşlar arasında bir iktidar kavgası sürmekte, bunların güçleri ve zaafları ortaya çıkıyor ve bunlar birbirleriyle uzlaşıyorlar vs.”

Parlamenter mücadele hakkında nasıl yol alınması gerektiği parlamentonun komünistler için neyi ifade edip neyi ifade etmeyeceği ise Komünist Enternasyonal’de şöyle açıklandı;

“Genel olarak burjuva devleti de burjuvazinin yönetim mekanizmasının başlıca aygıtlarından biri olan burjuva parlamentosu da, proletarya tarafından ele geçirilemez. Proletaryanın görevi, burjuvazinin yönetim mekanizmasını havaya uçurmak yok etmektir; buna ister cumhuriyet ister anayasal-monarşi altında kurulu olsun parlamenter kurumlar dahildir….

Burjuvazinin yerel yönetim ve belediye örgütlenmeleri için de aynı şey geçerlidir. Bunları devlet organlarının karşısına koymak teorik bir yanlıştır. Gerçekte bunlar da burjuvazinin yönetim mekanizmasının parçalarıdır; devrimci proletarya tarafından yok edilmeli ve yerlerine isçi vekilleri sovyetleri geçirilmelidir.

Bu ikincil destek noktalarından birisi de burjuva parlamentosunun kürsüsüdür. Parlamenter eyleme bu kurumun burjuva karakterini öne sürerek karşı çıkılamaz. Komünist partisi yönetim mekanizmasının içine ve parlamentoya onların içinde organik bir çalışma yürütmek için girmez, bunları içinden baltalamak için girer. (Liebknecht’in Almanya’daki çıkışı, Bolşeviklerin Çarlık Dumasında, “demokratik konferans”da, Kerenski’nin ön parlamentosunda, kurucu mecliste ve yerel yönetimlerdeki faaliyetleri; nihayet Bulgar komünistlerinin çalışmaları buna örnektir).

12. Bu parlamenter faaliyet, her şeyden önce devrimci ajitasyon amacıyla, düşmanın manevralarını ifşa etmek üzere ve özellikle geri ülkelerde parlamento kürsüsüne büyük demokratik yanılsamalarla yaklaşan kitlelerin belirli fikirler etrafında toplaşmasını sağlamak için parlamento kürsüsünden yararlanmaktan ibarettir ve yığınların parlamento dışındaki mücadelesinin görev ve amaçlarına tamamen tabi kılınmalıdır.”

Orduya girip bozgunculuk yapmakla parlamentoya girip bozgunculuk yapmak aynı amaca hizmet etmeliydi. Yani parlamento ezilenler için bir takım hakların kazanılacağı yer değildi. Kitleleri parlamenter hayallerden kurtarmak ve ezilenlerin sınıf mücadelesini büyütmek için kullanılması perspektifi Komünist Enternasyonal’de kabul gördü.

Komünist Enternasyonal’in ilk 4 kongresini reddeden olmasa da kendine ilke olarak alanlar yok denecek kadar azdır. İlke olarak aldığını iddia edenler ise bu ilkeleri partiyi kurmadan uygulayabileceklerini zannedip sola akıl fikir ihsan etmektedirler. Lakin bu referanslarda ortaya konan taktik tutumları uygulamaya kalkmak baltayı taşa vurup parti değilken parti gibi davranmak anlamına gelecektir.

Bu saptama «Bu referanslardaki karar ve ilkelerin geçerliliği kalmamıştır, bizim de sahiplendiğimiz bir geçmişte kalmıştır; bugünün koşulları farklıdır» diyen bugünün revizyonistlerinin yaklaşımı ile taban tabana zıttır. Zıttır çünkü bugünün koşulları esaslı olarak değişmemiştir. Emperyalist düzen çürümüş ama yıkılmamıştır, sınıflar arası karşıtlıklar hala en sert biçimde varlığını sürdürmektedir; ulusal kurtuluş mücadeleleri de güncelliğini korumaktadır. Ve komünist bir dünya partisi ihtiyacı her zamankinden daha yakıcı bir şekilde kendini göstermektedir.

Bu sebeple taktiklerin pratiğe geçirilemeyişi ile ilkelerin geçerliliğini reddetmek aynı şey değildir.

Konumuz seçimler olduğuna göre seçim taktiklerinden devam edelim. Bolşevik deneyimin derslerini ifade eden Komünist Enternasyonal kararlarını kendine referans olarak kabul edenler olarak orada benimsenen taktikleri hangi durumda nasıl uyguladıklarına bir göz atalım.

Bolşevikler 1905’teki ilk duma seçimlerini boykot etmişti. O zaman alternatif bir iktidar organı olarak yasama ve yürütme kuvvetlerini birleştiren sovyet vardı. Bu koşullarda dumayı boykot etmek gerekliydi. 1906’da bu tutumu tekrarladılar. Lenin bu tekrarın düzeltilebilecek de olsa bir hata olduğunu sonradan söyledi. 1907 ve 1908’de bu hatayı tekrarlamanın ise                                                                 vahim bir hata olduğunu vurgulayacaktı. Zira artık sovyet olmadığı gibi devrim kesin olarak yenilip ezilmişti.

Bu somut ve nesnel durumun değerlendirilmesinden ziyade bizi ilgilendirmesi gereken husus şudur: herhangi bir taktik tutumu değerlendirirken uygulayanların öznel durumuna, yani bu durumda bolşeviklerin o zamanki niteliğine bakmak gerek.

Bolşevikler RSDİP içinde bir hizip olsalar dahi geniş bir örgütlenme ağı olan, işleyen bir örgüte sahiptiler. Kitleler arasında güçlü bağları mevcuttu ve hatırı sayılır bir nüfuzları vardı. Yenilmiş de olsa bir devrim deneyiminden yeni çıkmıştılar. Öyle ki bu devrime önderlik etmeyi hedeflerken boş laf etmiyorlardı. Yanlış bile olsa önerdikleri taktikleri uygulama yeteneğine sahiptiler.

Devam edelim. Sonraki seçimlerde bolşevikler daha da güçlenmiş, örgütlülükleri artmıştı. Öyle ki hatalı da olsa benimsedikleri boykot taktiği daha isabetle karşılık buldu. O nedenle önerdikleri hatalı boykot taktiğinin Lenin’in vurguladığı gibi daha vahim sonuçları oldu. Buna rağmen güçlenmeye devam ederek 1912’de menşeviklerden tamamen kopup bağımsız bir parti olabildiler. Böyle bir partinin doğru ya da yanlış seçim taktikleri üretip pratiğe geçirmesi olağandı.

Bir de Komünist Enternasyonal’in Alman komünistlerine seçimler hakkındaki önerisine ve Almanya’nın ve Alman Komünist Partisinin durumuna bakalım. Almanya’da işçi hareketi çok güçlüydü. Alman komünistleri ise bu kitleler arasında oldukça örgütlüydü. 1923’te bir silahlı ayaklanma kararı alıp uygulayabilecek çaptaydı. Böyle bir partinin seçim taktikleri belirleyip pratiğe koyması elbette mümkün ve anlamlıydı.

Komünist Enternasyonal İngiliz komünistlerine ise seçimlerde şöyle bir bağımsız tutum takının demiyor; işçi partisine girip orda çalışma yürütmelerini önerip karara da bağlıyor.

Peki İngiliz komünistlerinin dahi yapamadığını yapacak komünist bir hareket var mıdır Türkiye’de? Kaldı ki o dönemin İngiliz komünistlerinin bugün Türkiye’deki kendine komünistim diyen herhangi bir komünist öbekten daha güçlü olduğu kesin. Türkiye’de devrimciler ancak Kürdistan’ın dinamiğini kullanarak yahut kendine burjuva demokrasisi içerisinde yer edinmeyi hedefleyen HDP gibi partilerin listesinden girdikleri takdirde meclise giriyor ve bu durumda da HDP’nin çizgisine hapsolmak zorunda kalıyorlar. Bağımsız bir siyasi hat öremiyorlar.

 Ama seçim taktikleri konusunda onlara doğru taktiği göstermek için bile aynı yerde yer almak gerekir. Ne var ki sırf doğru seçim taktiklerinin uygulanmasını sağlamak için HDP’ye girilemeyeceği açıktır.

Eğer en önemli konu seçimlerde en doğru taktiği uygulamak olsaydı o zaman belki HDP veya HDK’de yer almak gerekirdi. Ne var ki Komünistlerin oralarda yer almamak için pek çok başka ve haklı gerekçeleri var.

Zaten çağrımız da «HDP’yi doğru bir çizgiye getirmek için çalışın» değil, «(HDP/HDK içinde veya dışındaki) oportünist örgütlerden koparak komünistlerin parti birliğini sağlamak üzere örgütlenip sorumluluk alın»dır.

Bu durumda Türkiye’de HDP’ye angaje olmadan seçimlere giren sol akımlar seçim taktiği diye ortaya koydukları boykot veya bağımsız aday çıkarma tutumları vb. ile seçim taktiği uygulamış olmuyorlar. Zira seçim taktiği denen şey asıl olarak parlamentoda devrimci çalışmanın parçasıdır.

Nasıl ki sendikal çalışma yapmak için sendikaya girmek gerekiyorsa, sendikal örgütlenme kapasitesini gerektiriyorsa parlamenter çalışma için de, boykot tutumu benimsemek için de parlamentoya girecek güç ve çapta olmak gerekiyor. Yahut parlamentoya girebilmek için HDP katarına katılmayı tercih etmek gerekecektir. Nitekim pek çokları böyle yapıyor.

Bu dolambaçlı yolun dışında parlamentoya ve parlamenter siyaset alanına girme ihtimali olmayanların parlamento seçimlerini boykot etmelerinin yahut şu ya da bu taktiği önermelerinin doğru/yanlış bir seçim taktiğinden ziyade olsa olsa güçsüzlüklerini itiraf etmenin bir yolu olduğunu düşünmek yanlış olmaz.

Kimileri ortada komünist partisi yokken hatta kitleler arasında örgütlü bir komünist partisi yokken bu partiyi yaratmanın bir aracı olarak seçimleri kullanmak ve doğru taktikler benimsemek iddiasında bulunmakta ısrar edebilir. Ama böylece uygulanamayacak taktikler ileri sürme gafletine düşerler. Bir tane dahi komünist bir vekil seçilemediği koşullarda seçim kampanyalarına girmek kitleleri bu yönde seferber etmeyi hayal edip, kitlelere bu yönde ajitasyon çekerek Lenin’in bahsettiği «kitleler eylem içinde öğrenir» sözünün hakkı verilmiş olmaz.

Evet bugün kitlelerin gözü seçimlerdedir. Ama bu durum öncelikle kitlelere seslenmeyi hedefleyenleri ilgilendirir. Lakin tam da bu nedenle seçim kampanyalarında buradan medet uman kimseye güven verilemez. Bir vekil dahi seçtirme ihtimali olmayanların seçimlerde «doğru taktiğin» gereğini yerine getirmesi de mümkün olmaz. Amacına ulaşamayacak bir taktiğin lafzı edilmiş olur.

Parlamentoda devrimci çalışma demek parlamentoda yer alıp parlamentoyu içinden teşhir etmek demektir. Nasıl ki sendikal çalışma için sendikaya girmek gerekiyorsa parlamenter çalışma için de parlamentoya girmek gerekir. Bu takdirde parlamentoya girmeyeceği kesin olanların «seçim taktikleri» Komünist Enternasyonalde ifade edilen parlamentoda devrimci çalışmaya uygun bir örnek teşkil edemez. Lafazanlık olarak kalır.

Komünist siyaset yapmayı hedefleyenler ne yapmalı?

Biz «işçilerin birliğinden önce komünistlerin birliğini sağlamak üzere yola çıkmış komünistleriz. Oportünist akım ve örgütlerden kopmuş, bunların içinde yer almayı reddeden komünistlere komünist bir siyaset ve örgütsel bir zemin sunmak hedefiyle bir araya geldik. Bu takdirde yapmamız gereken öncelikle komünistlere seslenip, onları kazanmaktır. Bu sebeple komünistler neyi yapmayacağını net olarak ortaya koymalı ve kendilerini bu doğrultuda denetlemelidir.

Bu bakımdan pratiğe koyacağımız faaliyetler içerisinde başkalarına akıl fikir ihsan eden kampanyalar örgütlemekten önce komünistlerin ayrışıp örgütlenmesini sağlamak olmalıdır

Zira söylediklerini kendi yapacak nitelik ve yeteneği olmadığını bildiği halde bunu başkalarına önermek olur böyle bir tutum. Üstelik başkalarının da yapamayacağını bile bile! Bu ise olsa olsa kendi zayıflığını itiraf etmek olur. Kaldı ki kimse yapamayacağı bir işi başkalarına önerenlere bakmaz. Böyle bir beklenti de havanda su dövmek olarak kalır.

Asıl altını çizmek gereken bir önemli mesele de şudur. Lenin «Solculuk: Komünizmin Çocukluk Hastalığı» kitabına aşağı yukarı şunları söyleyerek başladı: «Biz propaganda ve eylemimizle önce proletaryanın öncüsünü kazandık. Sonra da kitleleri kazanmayı önümüze koyduk» diyordu. Bunun bizim için karşılığı «işçilerin birliğinden önce komünistlerin birliğini sağlamak»tır. Bu vurgu strateji ve taktiklere yaklaşımı da esaslı bir biçimde belirler.

Türkiye’de Komünist Enternasyonalin karar ve tezlerini kabul eden veya etmeyenler seçimlerde türlü taktik tutumlar takındılar. Biz Komünist Enternasyonal’in karar ve tezlerini kabul edenler olarak konuşmaya devam edelim.

Öncelikle komünistlerin birliğini amaç edinenler bu karar ve tezleri uygulayacak partiyi yaratmak üzere komünistlerin birleşeceği zemini oluşturmayı önlerine koyarlar. Bu, partinin uygulaması gereken taktikleri uygulayacakları anlamına gelmez. Burada Lenin’in «Ne Yapmalı?»da yaptığı parti tanımını hatırlamakta fayda var:

“Her koşul altında ve her an, siyasal mücadeleye girmekte ustalaşmış güçlü bir örgüt olmadan, sağlam ilkelerle aydınlanmış ve azimle yürütülen taktik diye adlandırılmaya layık o sistemli eylem planından söz edilemez”

Bu alıntı komünistler açısından öncelikli politik hedefin ne olması gerektiğinin altını çizmektedir. Zaten bu paragrafın Ne Yapmalı’da yer alması da tesadüf olmasa gerek. Hareketimizin acil görevi diyerek öncelikle komünist partiyi yaratmayı hedeflemek gerek demiş oluyor, Lenin. Biz de hareketimizin acil görevini böyle tarif ettik. Zaten yola çıkarken stratejik hedefimizi öyle tarif etmişiz.

Taktikler de daima stratejiye göre tarif edilip ona uygun olmak zorundadır. Komünistlerin parti birliğini stratejik hedef kabul edenlerin taktikleri de bu stratejiye göre tayin olur. Komünist Enternasyonal üyesi partilere önerilen taktik ilkelerine göre değil. Bundan uzaklaşan her seçim taktiği parti olmadan parti gibi hareket etmeyi anlatır. «Siyasetten kopmadan parti için hazırlık faaliyeti yürütmenin» gereği de her seçimde komünist bir tutum takınıp seçim kampanyaları düzenlemek olmasa gerek.

Hele «Cumhurbaşkanlığı seçiminde bağımsız aday göstermeyenler devrimci mücadeleden bahsetmesinler» demek ise daha da öteye gidiyor.  Devrimciliğin ölçüsünü seçimlere göre tarif etmenin yanısıra komünistlerin birliği yerine «seçim taktiklerinde anlaşanların» birliğini hedeflemiş oluyor

Yorum bırakın