Komünist Enternasyonal’in Mirasına Sahip Çıkma İddiasında Olanların Bir Özeleştiri Borcu Var

Ulusal Sorunda Komünist Tutum” adlı kitaptan alınmıştır.

Komünistler ulusal sorun karşısındaki tutumu Komünist Enternasyonal’in önce ikinci kongresinde benimsenen daha sonra da dördüncü kongresinde teyit edilen karar ve tezlerin ışığında irdelemelidir. Bu ve benzeri karar ve tezleri referans olarak kabul etmenin anlamı budur.

Bu takdirde kimi hata ve kusurlar hakkında varılacak sonuç esasen bir öz eleştiri mahiyeti taşır. Bunun yerine sorumluluğu sadece SSCB ve SBKP’de arayıp yükü oraya aktaranlar esasen bundan kaçınarak bir komünist dünya partisinin gerekliliğini hafife alan merkezci oportünist tutumları ifade eder.

Rusya’daki devrimin beklendiği gibi batıya doğru gelişmemesi Avrupa’daki yeni komünist partilerin yetersiz, beklemeci çizgileriyle ilgilidir. Bu eksiklik nedeniyle devrim bolşeviklerin gayretleriyle doğuya doğru yayılmıştır. Böylece Rusya’daki devrimin ulusal kurtuluş mücadelelerini teşvik eden bir etken olduğu söylenmelidir.

Ama bu süreçte dünya devrimine önderlik etme iddiasıyla kurulan Komünist Enternasyonal adeta bütün yükümlülüklerini SSCB’ye devretmiş oldu. Sanki SSCB hükümeti Komünist Enternasyonal’in ödevlerini yerine getirmekle yükümlü biricik siyasi özneymiş gibi görülmeye başlandı. Adeta «düşman kendi yurdunda» saptaması ve proletaryanın evvela kendi ülkesinde egemen olan burjuvaziye karşı savaşmalıdır fikri unutulmuş gibiydi.

Dünya devriminin sorumluluğunu SSCB’ye bırakıp kendi misyonunu SSCB’yi desteklemekle sınırlayan komünist partileri «enternasyonalizm» maskesi altında kendi asli görevlerinden yani kendi ülkelerindeki proleter devrime önderlik etme yükümlülüğünden sıyrılmış oldu.

Böylece gereksiz hale gelen Komünist Enternasyonal’in ortadan kalkması da elbette kaçınılmazdı. Ama bütün bu gelişmeler karşısında Komünist Enternasyonal üyesi partilerin tamamen devre dışı kalmaları asıl sorumluluğun nerede aranması gerektiğine de işaret eder. Yani bütün suçu SSCB ve SBKP’de arayanlar aslında Komünist Enternasyonal üyesi partilerin sorumluluktan kaçmalarını gizleyip kendilerini aklamak üzere oportünist (fırsatçı) manevralar yaptıklarını ört bas etme gayretinde olanlardır. Bu tablo söz konusu partilerin dünya devrimine önderlik etme sorumluluğundan kaçtıklarını anlatır.

O itibarla da asıl sorumluluğu SSCB hükümetinin politikalarında değil bu ülkelerdeki komünist partilerden oluşan Komünist Enternasyonal’in kendisinde aramak gerek. Komünist Enternasyonal dendiğinde de onun Rus seksiyonunu değil bir bütün olarak enternasyonali ve bilhassa da Sovyet Rusya’yı kuşatmış olan Fransız, İngiliz ve en sonunda Amerikan emperyalizmlerine karşı mücadeleyi öncelikli ödevleri sayması gereken komünistleri anlamak icap eder. Onların kendi hükümetlerine karşı neler yaptıklarına bakılması gerekir. Yani düşmanın kendi ülkelerinde olduğunun bilinciyle davranıp davranmadıkları sorgulanmalıdır.

Tabii bu gelişmelerin üzerinden uzun yıllar geçmiş olmasına rağmen Komünist Enternasyonal’in mirasına sahip çıkma iddiasında olanlar bakımından da bir öz eleştiri ödevi vardır. Bu mirası hak etmenin birinci koşulu budur.

Sonradan sorumluluğu SSCB’ye atanlar güya eleştirel bir tutum alma edasıyla davransalar da sorun bir öz eleştiriden kaçınma ve «nalıncı keseri kullanma» anlamına gelir. Sorumluluğu SSCB hükümetine atıp öz eleştiriden kaçmak kendi sorumluluklarından kaçmanın ifadesinden başka bir şey değildir. Bu gibilerin Komünist Enternasyonal’i yeniden kurma görevinin ucundan tutmalarına da imkan verilmemelidir.

Bu bakımdan bugün Komünist Enternasyonal’in devrimci mirasına sahip çıkma iddiasını ortaya koyanların evvela bir öz eleştiriyle işe başlaması şarttır.

Genel olarak Bolşevizm’in düşmanlarının yaptığı gibi yahut Troçkistlerin veyahut «Stalinizm karşıtlarının» yaptığı gibi sorumluluğu sadece SBKP’de aramaktan Lenin’i ve Sovyet hükümetini hedef tahtasına koymaktan uzak durulmalıdır. Zira Komünist Enternasyonal’i teşkil eden irili ufaklı partilerin sorumluluğu eşittir.

Komünist Enternasyonal’in ikinci dünya kongresinde 34 ülkenin komünist partilerinin imzaladığı manifestonun sonunda şu söylendi:

Kadın ve erkek işçiler!  
Yeryüzünde altında savaşıp uğrunda ölünecek bir tek bayrak var: Komünist Enternasyonal’in bayrağı!”

Bu manifestonun ilanından 23 yıl sonra artık Komünist Enternasyonal mevcut değildi. Artık kadın ve erkek işçilerin altında savaşıp uğruna ölecekleri bir bayrak da kalmamıştı. Yahut belli ki başka bayraklar bunun yerini alacaktı.

Demek ki bu sonuca gelmeden önce Komünist Enternasyonal’i oluşturan partilerin çoktan beri bu örgütün bayrağı altında savaşmadıkları ve uğruna ölmekten vazgeçtikleri anlaşılmalı.

Daha doğrusu Komünist Enternasyonal’in herhangi bir itiraz ve tepki gelmeden KEYK kararıyla ortadan kaldırılmasından anlaşılması gereken bu enternasyonalin zaten gereksiz hale gelmiş olduğu olsa gerek.

Nitekim 1928’de altıncı kongrede benimsenen «Komünist Enternasyonal Programı» da bu durumu tescil eden bir revizyon yapacaktı. Artık dünya çapında temel çelişki proletarya ve ezilen halklarla uluslararası mali sermaye arasındaki çelişki olarak değil, «Emperyalist devletler kampı ve Sovyetler Birliği’ndeki proletarya diktatörlüğü kampı» arasındaki çelişki olarak tarif edilmeye başlandı. «Kapitalist dünyanın muzaffer proletaryanın devletiyle şiddetli bir çelişki içine düştüğü», «iki uzlaşmaz karşıt sistemin birbirleriyle mücadele ettiği» dünya devriminin ağırlık merkezinin SSCB’de odaklandığı gibi saptamalar öne çıktı. Bir başka deyişle parça/bütün ilişkisi ters yüz edildi.[1]

Bu durum karşısında Komünist Enternasyonal ile birlikte pek çoklarının yaptığı gibi ilk dört kongre zamanında benimsenen tez ve kararları da rafa kaldırmak mı gerekir?

Aksine bu tez ve kararlar esasen Komünist Enternasyonal ve bağlı partilerin (bolşeviklerin de) uygulamalarını değerlendirirken de başvurulacak mihenk taşını ifade eder.

Bu nedenle bu mihenk taşını kullanarak yapılacak değerlendirmeler esasen bir özeleştiri niteliğindedir. Komünist Enternasyonal’in uygulamalarının Komünist Enternasyonal’in kendi koyduğu ölçütlere göre ele alınmasını ifade eder.

Bu ölçütleri Komünist Enternasyonal’in yahut bağlı partilerden herhangi birinin uygulamalarına göre çarpıtıp değiştirmek ise revizyonizm başlığı altında ele alınmalıdır. İlk defa beşinci dünya kongresinde böyle bir revizyon yapılmıştır. O noktadan itibaren de kızıl ipin koptuğu saptanmalıdır.

Ulusal sorun konusunda tutum, özellikle İkinci Enternasyonal’den kopuşları sürecinde komünistlerin en önemli ayrım noktalarının başında geliyordu. Ne var ki komünistlerin bu atılımla birlikte öne çıkarttığı enternasyonalist bakış açısı ve tutum sürdürülemediği gibi, teorik olarak da bu noktada ortaya konulan tezler geliştirilebilmiş değildir. Aksine beşinci kongrede KEYK uygulamalarının teyit edilmesiyle bu çizginin gerisine düşülmüştür.

Bu bakımdan, Komünist Enternasyonal’in devrimci geleneğine bağlanarak yeni bir komünist enternasyonalin yaratılmasını ödev kabul edenlerin önünde duran teorik yeniden üretimin en önemli konuların başında bu öz eleştiri bilinciyle ele alınması gereken ulusal sorun konusu gelmektedir.

Öte yandan komünistlerin ulusal sorun konusundaki yükümlülüklerinin hakkını vermeye engel olan bir eğilim daha var. Söz konusu olan ulusal sorunu proleter devrimiyle sınıfsız topluma geçiş sürecinin önünün açılmasından ayrı bir sorun olarak, hatta burjuva siyasi akımlarının çözmesi gereken bir sorun olarak ele alma alışkanlığıdır.

Ulusal sorunu yahut toprak sorununu veya «burjuva demokratik devrimin görevleri» olarak tarif edilen başka sorunların çözümünü burjuvazinin siyasi temsilcilerine havale edip proletaryaya ve komünistlere bu burjuva akımları destekleme ödevi yükleyenler düpedüz Menşeviklerin izinden gidenlerdir. Bir başka deyişle bu sorunların çözümünü burjuva akımlarına havale etmek proleter devriminden de vaz geçmek anlamına gelir.

Bolşeviklerin tutumu ise baştan itibaren bu sorunların çözümünü burjuva akımlarına (ve burjuva hükümetlerine) bırakmayıp burjuva akımlarını dışlayan bir «işçi köylü ittifakıyla» üstlenmekti. Onlara göre ancak bu takdirde «burjuva demokratik devriminin sorunları» denen sorunları bizzat çözmeye talip olarak «kapitalist gelişmenin muhtelif aşamalarından geçmeksizin» sınıfsız topluma Lenin’in vurgusuyla «kesintisiz bir süreklilik içinde» geçişin yolu açılabilirdi.

Böylelikle bolşevizmi rehber edinen komünistler açısından bu sorunun çözümünü proletarya diktatörlüğü vasıtasıyla uluslararası sovyet cumhuriyetleri birliğine bağlanma hedefiyle kavranmalıdır. Bunun için en değerli donanım ve kılavuzların başında Komünist Enternasyonal’in ilk dört kongresinin tez ve kararları ile bunların ışığında aynı enternasyonalin pratiğinin öz eleştiri süzgecinden geçirilmiş dersleri gelir


[1] Bu konuda ibret için 1928 tarihli Komünist Enternasyonal Programı’na bakınız.

Yorum bırakın