Komünist Devrimciler referanslarını tarif ederken, ilk uluslararası komünist örgüt olarak Kabul ettikleri Komünist Liga’nın programını ifade eden «Komünist Parti Manifestosu»ndan başlar. Birinci Enternasyonal’in kuruluş belgeleriyle devam eder. Her iki örgütün kuruluş belgelerini Marx’ın da esasa dair olmadıklarını belirterek itiraz etmekten imtina ettiğini söylediği kimi hususlar üzerinde durmadan benimser.
İkinci Enternasyonal bu çizginin bir devamı değildir. Buradan uzaklaşan bir doğrultuda gelişmiştir. Bu doğum lekesinin İkinci Enternasyonal’in Birinci Paylaşım Savaşında sosyal şoven ve sosyal emperyalist bir çizgide çökmesiyle ilişkisi göz ardı edilmemelidir.
Bu noktada kopan kızıl ip ancak Komünist Enternasyonal’in vahim bir gecikmeyle de olsa kurulmasıyla yeniden yakalandı. Ardından Komünist Parti Manifestosu’ndan buraya kadar uzanan kızıl ip Komünist Enternasyonal Beşinci dünya kongresinde tekrar koptu.
Bu bakımdan Komünist Enternasyonal’i kuranlarla tasfiye edenleri bir tutan muhtelif akımlardan olduğu gibi, sözümona ilk dört kongre kararlarına sahip çıktıklarını iddia eden muhtelif troçkist akımlardan da ayrı durmak gerekir. Zira bunlar da Troçki’nin bizzat yer aldığı halde hiçbir kayda değer konuşma yahut müdahalede bulunmadığı bu kongreyi adeta olmamış gibi saymaktadır.
Doğrusu troçkist akımlar sık sık «ilk dört kongre»ye sahip çıkma vurgusu yapsalar da esasen Troçki zamanında da sonrasında da bu iddianın gereğini yerine getirmedi. Kah «Kızıl sendikalar» perspektifine, kah ulusal sorun hakkındakiler başta olmak üzere başka kimi karar ve tezlere üstü örtük yahut açık kayıtlar koyarak revizyonist/merkezci bir çizgide karar kıldılar. Bilhassa Komünist Enternasyonal’e katılmanın 21 koşuluna nadiren sadakat gösterdiler; daha doğrusunu söylemek gerekirse özde hiç bağlı kalmadılar.
Bunun Troçki zamanındaki tipik kanıtı 1928’deki altıncı kongrede kabul edilecek olan program taslağının eleştirisini yaptığı «Lenin’den sonra Üçüncü Enternasyonal» başlıklı kitabının sunuşunda söyledikleridir:
“Bu kitaptan çıkartılması gereken genel sonuç nedir? Sağdan soldan bize bir Dördüncü Enternasyonal kurma tasarısı yakıştırılmak isteniyor: bu tamamen yanlış bir düşüncedir. Bir Dördüncü Enternasyonal inşa etmek istememizin hiçbir gerekçesi yoktur.” (L. Troçki. «Lenin’den Sonra 3. Enternasyonal», Fransızca Baskıya 15 Nisan 1929, tarihli Önsöz, Türkçesi için bkz. Tarih Bilinci yayınlarından aynı adla basılan çeviri)
Bilindiği gibi sonuçta böyle bir Dördüncü Enternasyonal’in kurulduğu bir vakıadır . Ama neden 1928’de hatta daha öncesinde kurulmamış olduğunun makul bir izahı ve gerekçesi yoktur. Zira bu kitapta Troçki program taslağının oportünist bir çizgiyi temsil ettiğini ve ilk dört kongrenin benimsediği ilke ve esaslardan saptığını ortaya koyar. Bu taslağın Komünist Enternasyonal’e oportünizmin hakim oluşuna delalet ettiğine haklı olarak dikkat çeker. Ama SBKP çizgisini «bürokratik merkezcilik» yani oportünizm olarak tarif ettiği halde bu çizginin damga vurduğu Üçüncü Enternasyonal’den kopmama konusunda ısrarlı bir tutum gösterdiğini teyit ederek savunur. Böylece «21 Koşul»dan yedincisine riayet etmemiş olur.
Çünkü bu koşul merkezcilerden kayıtsız şartsız kopmadan Komünist Enternasyonal’e katılmanın mümkün olmadığını söyler. Bu da Troçki’ye oldum olası musallat olan merkezci çizginin açık bir belirtisidir. Onun takipçileri de bu tereddütlü ve çelişkili tutumu onaylayarak aynı merkezci çizginin tutarlı taraftarlarıdır.
Zaten Komünist Enternasyonal’in ilk dört kongresinin ilke ve esaslarına tez ve kararlarına sahip çıkma iddiasının kendi başına bir anlamı yoktur. Zira bu enternasyonale tasfiyesine kadar sahip çıkanlar da dahil aksini söyleyen yoktur.
Bu bakımdan asıl önemli olan söz konusu kızıl çizginin ne zaman nasıl koptuğunun vurgulanmasıdır. Bu kopuş Komünist Enternasyonal Beşinci dünya kongresinde ve oradan itibaren gerçekleşmiştir.
Beşinci kongre hakkında bir sorgulama yapıldığında akla ilk gelen ulusal sorun hakkında ikinci kongrede benimsenen ve dördüncü kongrede de sürdürülen çizgide yapılan revizyondur. Bahis konusu olan ulusal kurtuluş hareketinin başını çeken ve komünist olarak kabul edilmeyen burjuva akımlarından hangilerine ulusal devrimci deneceğine dair kıstaslar hakkında bir revizyondur. Örneğin Kuvayi Milliye hareketine, Kuomintang’a veya Hindistan’daki Kongre hareketine vb. bu sıfatın yakıştırılıp yakıştırılmayacağı hakkında bir revizyon vardır.
Sonuçta beşinci kongrede bu hareketlerin de ulusal devrimci olarak kabul edilmesi karara bağlanmış böylece ikinci kongrede öyle değerlendirilmeyen akımlar beşinci kongreden itibaren desteklenebilecek akımlar haline gelmiştir. İlk revizyon buradadır.
Son kez o kongrede hazır bulunan Troçki de başka konularda olduğu gibi bu konuda suskun kalmıştır. Zira bilhassa bu konuda itiraz etmesi pek zordu: ÇKP’nin Kuomintang içine girmesi fikrini ilk dile getirip savunan Cen Du Siu Uluslararası Sol Muhalefetin önde gelen figürlerindendi.
Ne var ki bu revizyon doğrudan doğruya ikinci ve dördüncü kongrelerde benimsenen ilgili tezlerin metinlerinde yapılmadı. Burada sadece dördüncü kongreden beşinciye gelirken KEYK’in belli uygulamalarının önceki kongre kararlarına uygun olduğu teyit edilmiştir. Böylece bu tez ve kararların çarpıtılmış bir yorumu benimsenip kongre kararı olarak bütün bağlı partilere dayatılmıştır.
Yaşadığımız topraklara ilişkin olarak da Mustafa Suphi TKP’sinin tutumuyla Şefik Hüsnü dönemindeki Kemalistlere ilişkin tutumun ardında da Komintern tarafından dayatılan bu çizgi vardır. Zira iki farklı dönemde benimsenmiş olan program metinleri esas itibariyle farklı değildir; bilhassa bu konuda ikincisi Kemalizm’e karşı daha vurgulu ifadeler içerir.
Daha sonra da Kemalistler ve Kuomintangcılara ilişkin bu revizyonist çizgi örneğin Saddam Hüseyin’e Kaddafi’ye vb. kadar uzatılarak pek çok somut durumda sürdürülmüştür. Hala bu çizgiyi takip edenler uluslararası solda egemendir. Halbuki bu örneklerin tümü anti-komünist ve ellerini komünistlerin kanına bulaştırmış burjuva akımlardır ve sırf bu nedenle bile ikinci kongrenin kıstaslarına uydurulmaları mümkün değildir.
Buna rağmen daha önceki kongre kararlarının doğrudan doğruya tartışılıp değiştirilmesinin söz konusu olmadığına bakarak beşinci kongrede bir revizyon yapılmadığını öne sürecek olanlar az değildir. Bu hususa odaklanıldığı takdirde haklı da çıkarlar. Zira asıl revizyon tezlerin içeriği noktasında değil başka yerde olmuştur.
Somutlamak gerekirse kastedilen KEYK karar ve uygulamalarının kongre kararlarına eşdeğer hatta üstün olarak kabul edilmesidir. KEYK’in ulusal sorun konusunda dördüncü ve beşinci kongre arasına izlediği oportünist tutum beşinci kongrede böylece resmileştirilip onaylanmıştır. Yürütme organının kendini en yüksek karar organına ikame etmesinin yolu açılmış ve meşrulaşmıştır.
Buna paralel olarak bir başka ve aynı kapıya çıkan uygulamanın da yolu açıldı. Bu çizgi başka alanlarda ve başka örgütler için de adeta karine haline geldi. O ince manipülasyon şudur: önceki kongre kararlarını uygulamak/yürütmek üzere görevlendirilmiş olan KEYK kongre gibi bağlayıcı kararlar ihdas etmeye başlamıştır.
KEYK aynı zamanda da bir sonraki kongrenin örgütlenmesinden de sorumludur. Ama söz konusu olan kongrenin daha ziyade teknik organizasyonun sağlanmasıdır. Elbette aynı zamanda kongre hazırlık tartışmalarının organize edilmesi ve gündemlerin belirlenmesi de herhangi bir yürütme organı gibi KEYK’in yükümlülüğüdür. Ama elbette en yüksek karar organı olan kongre yeni gündemlerin açılmasına ve tartışılmasına karar verebilmelidir. KEYK’in çerçevesini çizdiği gündeme bağlı olmak zorunda değildir.
Bunun yanısıra KEYK’in uygulamalarının tartışılması, irdelenmesi ve değerlendirilmesi de her kongre gibi Komünist Enternasyonal kongresinin de başlıca gündemlerinden olmalıdır.
Bu itibarla KEYK’in başlıca sorumlulukları arasında kendi icraatları hakkındaki raporunu tartışmaya açarak bunun değerlendirilmesini sağlamak ve bu anlamda en yüksek karar organının değerlendirmesine sunmaktır. Buna burjuva hukukunda ibra (aklanma) denir. Komünistlerin lügatinde böyle bir terim yoktur. Ama buradan anlaşılması gereken komünistlerin kongrelerinde bir önceki kongre kararlarının yürütme organı tarafından ne ölçüde uygulandığını irdelemek ve uygulamaya ilişkin kararların ne ölçüde önceki kongre kararlarına (sadece son kongre kararlarına değil) uygun olup olmadığını tartışmak olmalıdır.
Nitekim Roy’un beşinci kongredeki müdahalesi tam bu noktadadır ve hazırlık komisyonunda ele alındığı halde genel kurulda tartışılmasının önü kesilmiştir. KEYK’in icraatı kongre tarafından onaylanmıştır.
O dönemeçten itibaren de Komünist Enternasyonal’in son iki kongresi adeta KEYK karar ve icraatlarının onaylandığı onay mercileri haline gelmiştir. Halen bu çizgiyi takip edenlerin kongreleri de ekseri aynı mahiyettedir.
Bu çarpıklığı kolaylaştıran etkenlerden biri kongrelerin arasının git gide açılması ve nihayette de kongre toplanmamasıdır. Ama sorun sadece kongrelerin arasının açılmasına dair değildir ve kongre kararlarını yürütmekle yükümlü KEYK’in en yüksek karar organının yerine geçmesinden ibaret değildir. Bir sonraki kongreyi örgütlemek ve kongre öncesi tartışmaları düzenlemekle yükümlü tek merci olarak KEYK bir sonraki kongrenin hangi kararları alıp almayacağını tayin edebilecek bir iktidar odağı haline de gelebilir. Nitekim gelmiştir. Bu tutumu benimseyen birçok örgüt tarafından da örnek alınan bir model olmuştur. Doğrusu burjuva kurumlarının çoğu için de işleyiş böyledir.
Böylece altıncı kongrede hangi esaslı kararların çıkacağı daha kongre toplanmadan önce KEYK inisiyatifi ile belli olmuş kongre gündem ve tartışmaları bu çerçeveye sıkıştırılmıştı. Nitekim altıncı kongre daha toplanmadan önce burada kabul edilecek Komünist Enternasyonal programı peşinen belli olmuştu ve değişmeden «gür alkışlarla» kabul edildi. Aynı zamanda da Komünist Enternasyonal’in ikinci kongrede kabul edilmiş olan tüzüğü de bu kongrede baştan aşağı revizyona uğradı. En başta da bir nevi programatik çerçeveyi ifade eden tüzüğün uzun dibacesi tamamen kaldırıldı.
Ama asıl değişikliğin bu kertede olduğunu düşünme eğiliminde olanlara inat Altıncı kongredeki revizyonun yolu beşinci kongrede döşendi. Bu itibarla bu enternasyonalin kuruluşuna önderlik edenlere sadık komünist devrimcilerin kopuşlarını bu noktada yapmaları ve bunun altını çizmeleri şarttır.
Bu tutum Komünist Enternasyonal’i kuranlarla tasfiye edenleri ayırt etmek için gerekli olduğu gibi , Komünist Enternasyonal’in ilk dört kongresine sahip çıkma iddiasını tekellerinde tutan troçkistlerin maskesini düşürmek için de gereklidir.
