Komünist Parti Manifestosu

Komünist Manifesto’nun Anlam ve Önemi
Giderilen ve Giderilemeyen Eksikleri

Komünist Parti Manifestosu Marx ve Engels’in belirleyici katkıları olmak­la beraber, Komünistler Birliği’nin militanlarının ortak çabalarının ürünü sayılmalıdır. Bir anlamda da uzunca bir tarihsel birikimin özetidir. Bu ba­kımdan Marksizm’in temel tezlerinin ortaya konduğu bir referans olarak ka­bul edilmelidir. Bunun yanısıra bugüne kadar olduğu gibi, teorik bir ilgi ve araştırma konusu olmaya devam edeceği kesindir.

Çünkü bundan daha önemlisi Komünist Parti Manifestosu o vakit ve Blankist hareketin gelişmesinden beri, özellikle proletaryayla ilişkili mili­tanlar arasında dillerde dolaşmaya başlayan «komünist» kimliğinin neyi ifade ettiğini ilk kez tarif edip sınıfsız toplum hakkındaki muhtelif ütopyacı ve burjuva akımlarla ayrım çizgilerini net bir biçimde çizer.

Bu bakımdan Komünist Parti Manifestosu öncelikle işçi hareketi içindeki farklı akımlarla komünist devrimcilerin ayrım çizgilerini çekmek ve komü­nistlerin bağımsız örgütlenmesinin siyasal ve ilkesel temellerini ortaya koy­mak üzere yayınlanmıştır; hala da öyle ele alınması gerekir. Aksi takdirde bir tarihi belge olarak raflarda tozlanıp kalması kaçınılmaz hale gelir.

Revizyonistlerin dileği budur; revizyonist olmasalar da Manifesto’ya ben zer biçimde yaklaşanların aynı kapıya çıkması da kuvvetle muhtemeldir. Her ne kadar onu benimsediğini iddia edenlerin bir çoğu böyle bakıyor olsa da komünist devrimciler öyle yapmamalıdır.

Komünist Parti Manifestosu’nun geçmişte kaldığını ve somut koşullara uyarlanarak ele alınması gerektiğini düşünüp savunanlar aynı zamanda ko­münist devrim davasından uzaklaşma eğiliminde olanlardır. Bu gayet tabii­dir zira burjuva toplumunun ve kapitalist üretim ilişkilerinin bir devrime hacet kalmadan esaslı bir dönüşüme uğradığı saptamasından hareket ederler. Manifestonun pabucunun dama atılmasını bu varsayıma dayandırırlar.

Adı revizyonizm ile birlikte anılan Bernstein’ın ilk adımı da bu yönde ol­du. O, küçük burjuvazinin akıbeti hakkında Manifesto’da söylenenlerin doğru çıkmadığını, yeni ve geniş bir orta sınıfın peydah olduğunu, burjuva toplumunun Manifesto’nun yayınlanmasından beri değişime uğradığını ve bir devrime gerek kalmadan dönüştürülebileceğini ileri sürmüştü.

Bu bakış açısı sadece bir metnin eksik ve yanlışlarını saptayıp onları dü­zeltme gayretini ifade etmekle kalmaz. Bu yönelişi benimseyip önerenler ge­nellikle ve esasen kapitalist üretim ilişkileriyle burjuva toplumunun temel ni­teliklerinin değiştiğini düşünenler arasından çıkar. Böylece Komünist Parti Manifestosu’nun öngörü ve saptamalarında düzeltmeler yapma iddiasıyla sahte bir hüsnüniyet maskesinin ardına saklanırlar.

Bu tutum ekseri «dogmatik olmama» gerekçesi ve sözümona «hassasiye­tiyle» ve bir meşruiyet arayışıyla el ele gider. Ama bu esasen Komünist Parti Manifestosunun mahiyetinin anlaşılmadığına delalet eder. Komünizm hare­ketinin evrensel anlam ve kıymetinin idrak edilmediğini anlatır. Adeta yerel ve kısmi sorunlar hakkında bir konjonktürel program metni gibi anlaşıl­masına yol açar.

Oysa Komünist Parti Manifestosu bir heyula gibi tasvir edilen komünist devrim hareketinin evrensel anlam ve mahiyetinin ilk somut tasviri ve tari­fidir; ilk cümlesinden itibaren bunu anlatır zaten. Kalkış noktası da «burju­vazinin kendi suretinde bir dünya yaratmış olmasıdır». Bir başka deyişle Ma­nifesto’nun saptama ve perspektifleri sermaye düzeni yıkılıncaya kadar de­ğişmeyecek temellere dayanır. Komünist kimliğini benimseyenlerin kalkış noktası ve ilk referansı oluşu manifestonun bu evrensel ve dünya-tarihsel mahiyetinden ileri gelir.

Yine de «O günden bugüne değiştirilmesi, geliştirilmesi gereken bir yanı yok mu?» sorusunu soranlar az değildir. Bunlar değiştirilmesi düzeltilmesi gerekenin Komünist Parti Manifestosu değil onun nesne edindiği dünya ger­çekliği olduğunu anlamamış olanlardır. Yani Feuerbach üzerine ünlü tezlerin on birincisinde söyleneni anlamamış olan «acemi feylesoflar»dır:

“Filozoflar dünyayı değişik biçimlerde yorumlamaktan ileri gitmediler, hâlbuki iş onu dönüştürmekte/değiştirmektedir.”

Gerçekten de değiştirilmesi dönüştürülmesi gereken sermayenin egemen olduğu dünyadır. Komünist Parti Manifestosu da bu zarurete işaret eden ilk parti programıdır. Felsefe meraklılarına değil, bu gerçeklik değişmeden Ko­münist Parti Manifestosu’nun değişmesi gerektiğini öne sürenler ise (en baş­ta Bernstein olmak üzere) burjuva toplumu gerçekliğinin bir değişim gös­terdiğinden hareketle Komünist Parti Manifestosu’nun hedef ve öngörüle­rinde bir düzeltme yapmak gerektiğini öne sürerek söze başlar.

Öte yandan Komünist Manifesto, herhangi bir zamanda değil, 1848 Şu­batında, somut bir devrim dalgasının arifesinde, bu devrime önderlik etmek üzere kurulan bir örgütün programı olarak benimsendi. Bu bakımdan bir amentü değil manifesto olarak ele alınmış olması da küçük bir ayrıntı de­ğildir. Yani bir partinin programı, eylem kılavuzu olmasıdır. Sınıflı top­lumların sonuncusunu yıkıp komünist bir dünya kurulmasının yolunu açmak üzere yola çıkanlara yol gösteren bir kılavuz olmasıdır. Komünist Manifes­to’nun bağımsız bir devrimci örgütün siyasal programı olduğunu öne çıka­ran bu vurguyu küçümseme tutumuyla, Komünist Manifesto’dan günümüze ulaşması gereken kızıl ipin elden kaçırılması arasında kopmaz bir bağ vardır.

Komünist Parti Manifestosu yaklaşan 1848 devrim dalgasına müdahale etme amacıyla hareket eden bir örgütün yapması gereken ve yapacağı işleri ortaya koyar. Bilhassa gelişmiş bir proletarya hareketinin damga vurduğu koşullarda gerçekleşmekte olan gecikmiş bir burjuva devrimini proleter devrimiyle aşma perspektifini içerir. Soyut bir amentü olmayışı ve gerek Ne­çayev’in gerekse de Bakunin’in ilmihallerinden farklı oluşu da bundandır. Engels’in yazdığı türden bir «amentü=credo»den farkı da buradadır. Weit­ling’in «İnsanlık Nedir; Ne olmalıdır?» başlıklı taslağı ise Komünist Birlik yö­neticileri tarafından tatminkâr bulunmamıştı.[1] O sıralarda Marx ve Engels tarafından yazılıp yayınlanan Bauer eleştirisi «Kutsal Aile» ve Proudhon’la polemik olan «Felsefenin Sefaleti» ise dikkat çekmişti. Bunun üzerine Marx ve Engels Komünist Birlik yöneticileri tarafından çağrılarak gündemdeki kongrede yer almaları istendi ve o kongrede örgütün programı olmak üzere eldeki taslaklardan ve örgütün birimlerindeki tartışmaların ışığında bir mani­festo yazmak üzere Marx görevlendirildi.

Komünist Parti Manifestosu’nun muhtemel alman devrimine komünistle­rin nasıl ve ne yönde müdahale etmesi gerektiği somutluğu ile sona ermesi de rastgele bir ayrıntı değildir. Arkasında bu devrimde komünist devrimciliği somutlamak üzere yer alıp bir kısmı da hayatlarını verecek olan devrimcile­rin durduğunu da anlatır.


Yorum bırakın