1 Eylül Neyi İfade Ediyordu?
SSCB ve Doğu Avrupa ülkeleri tarafından Dünya Barış günü olarak 1 Eylül gününün seçilmesinin nedeni, 1 Eylül 1939 tarihinde Polonya’nın Alman orduları tarafından işgal edilmesinin ikinci dünya savaşının başlangıç günü olarak kabul edilmesinden ileri gelir. Bir daha böyle bir dünya savaşı yaşanmaması dileğini ifade eder.
1 Eylül 1939 gününde Alman ordularının Polonya’nın bir kısmını işgal ettikleri ve bu günün ikinci dünya savaşının başlangıcı kabul edildiği tamamen doğrudur. Ama dünya savaşının bu nedenle patlak verdiği asla doğru değildir.
Kaldı ki Nazi Almanyasının Avrupa’daki ilk işgal eyleminin Polonya’ya yönelik olduğu da doğru değildir. Hatırlanmak bile istenmeyen bu karmaşık ve baş döndürücü sürecin çarpıcı dönemeçlerini hatırlatmak lazım.
12 Mart 1938’de Alman ordusu Avusturya’ya girdi ve bu işgal koşullarında yapılan plebisit sonucunda Avusturya oy kullananların neredeyse tamamının onayıyla Üçüncü Reich’ın bir parçası oldu. Bu gelişme karşısında SSCB hariç hiçbir devletten kayda değer bir itiraz yükselmedi.
Anschluss diye bilinen bu ilhakın peşinden aynı yılın Eylül ayında Münih’te toplanan konferansta müttefiki olan İtalya’nın yanı sıra Fransa ve İngiltere’nin de onayını alan Almanya, bu kez Çekoslovakya’yı işgal etmeye koyuldu ve bu işgali 1939 yılının Mart ayında tamamladı. Çekoslovakya’nın işgaline de tek itiraz SSCB’den geldi. İngiltere ve Fransa ise, 1938 aralığında peş peşe Almanya ile saldırmazlık paktları imzaladılar.
1939 Martında Almanya bu kez Polonya’dan Danzig’in (Gdansk) kendisine verilmesini talep etti. Bunun üzerine SSCB Fransa ve İngiltere’ye saldırmazlık paktı imzalamayı teklif etti. Almanya’yı SSCB’nin üzerine saldırtmaya kararlı olan bu iki emperyalist devlet de önce bu teklifi reddettiler. Sonrasında da SSCB’yi oyalamaya giriştiler. Bu arada İngiltere Almanya’ya küçük hediyeler sunmayı (mesela Kongo’yu) ihmal etmiyordu.
Ne var ki bu meyanda bütün dünyayı şaşırtacak bir gelişme oldu: Ağustos ayının on yedisinde SSCB dışişleri bakanı Molotov Almanya’ya saldırmazlık paktı imzalamayı teklif etti. Önce 19 Ağustos 1939’da iki devlet arasında bir ticaret anlaşması imzalandı 23 Ağustos günü de bir saldırmazlık paktı imzalandı.
Bunun hemen ardından, 1 Eylül günü Alman orduları Polonya’ya girdiler. 3 Eylül’de önce İngiltere birkaç saat sonra da Fransa, 8 ay önce saldırmazlık paktı imzalamış oldukları Almanya’ya savaş ilan ettiler. İkinci dünya savaşı böylece 1 Eylül 1939 tarihini takiben başlamış oldu.
Ama Polonya’nın Nazi birlikleri ve Kızıl Ordu birlikleri tarafından işgal edilmesinden önce Almanya-SSCB arasındaki görüşmelerin başlamasından itibaren Kızıl Ordu birlikleri Estonya ve Letonya sınırlarına ve doğrudan sınırı olmayan LitVanya’nın hizasındaki Polonya sınırına yerleşmişti. Almanya ve SSCB arasındaki pazarlıkların basıncı altında bu üç Baltık devleti SSCB ile bir «savunma ve karşılıklı işbirliği paktı» imzalamıştı.
17 Eylül 1939’da da Alman birlikleri Polonya’nın batısına girerken Kızıl Ordu Polonya’nın doğu kısmını işgal etti. Alman orduları ile SSCB birlikleri 28 Eylül günü Brest Litovsk’ta karşı karşıya geldiler. Tarihin bir cilvesi gibi 20 yıl önce birinci emperyalist savaş son veren anlaşmanın imzalandığı aynı yerde bir sınır anlaşması imzalayarak Polonya’yı paylaştılar. Ama bu kez 1918’dekinin aksine SSCB sınırları 200 km. batıya genişlemişti.
Bu pakt uyarınca SSCB 28 Eylül’den itibaren Estonya’da 5 Ekim’den sonra Letonya’da ve 10 Ekim’de de LitVanya’da askeri birlik bulundurma hakkı elde etti. 1940 yazında da işgal altındaki seçimlerle iş başına gelen üç ülkedeki hükümetler SSCB’ne birer sovyet cumhuriyeti olarak katılma kararı alacaklardı.
Bu gelişmenin ardından bu kez İkinci Dünya savaşına giden süreç ivme kazandı. Tabii bu arada Almanya’yı SSCB’nin üzerine salıp diplomatik manevralarla bu savaştan kaçınacaklarını uman İngiltere ve Fransa’da işbaşında bulunan hükümetler de hızla değişti. Çünkü pasifist hayallere kapılmış İngiltere ve Fransa hükümetlerinin diplomatik manevralarla Hitler’i durdurma ve SSCB üzerine saldırtma planları tersine tepmişti.
SSCB ise, aynı diplomatik oyunu tersine çevirip Almanya ile saldırmazlık paktı imzaladıktan sonra, Polonya ve Baltık ülkelerinin yanısıra Finlandiya’yı da işgal etti. Böylece kendisi için sağlam bir güvenlik hattı kurduğunu sanıyordu. Ancak Batı’da sorunsuz bir biçimde gelişen işgal harekatı Finlandiya’da ters tepti.
1939 Kasımında önceden imzalanmış saldırmazlık paktına aykırı olarak ve savaş ilan etmeden Finlandiya’ya girdi. Ne var ki, Kızıl Ordu birlikleri kadınlı erkekli Finlandiyalı direnişçilerin sert mukavemetiyle karşılaştı ve ağır zaiyat vererek geri çekilmek zorunda kaldı. Kızıl Ordu birliklerinin elinde kalan bazı bölgeler ise Barbarossa harekatını fırsat bilerek Almanya ile anlaşan Finlandiya hükümeti tarafından geri alındı.
SSCB ile saldırmazlık paktı sayesinde doğusunu güvenceye alan Nazi Almanya’sı Avrupa’nın batısını fazla bir dirençle karşılaşmadan işgal etmişti. Bunun ardından da SSCB’nin oportünist yöneticilerini hazırlıksız yakaladı.
Moskova duruşmaları sırasında Kızıl Ordu’nun komuta kademesi neredeyse tamamen tasfiye olmuştu. Bu şartlarda Alman ordusu beklenmedik biçimde (aslında beklenmesi gerekirdi!) 1941 Haziranı’nda SSCB’nin güvenlik çemberini yıldırım hızıyla yaran bir harekat başlattı. Bu harekatın kod adı Barbarossa idi.
Alman birlikleri bir çırpıda bir ucundan Stalingrad’a öteki ucundan da Leningrad’a kadar Sovyet Rusya’yı işgal ettiler. Kızıl Ordu hemen hemen hiçbir direniş gösteremediyse de Stalingrad’da büyük bir sivil direnişle karşılaşan Alman birlikleri üstelik kış şartlarında ağır zaiyat vererek geri çekilmek zorunda kaldı.
Böylece SSCB seferi Nazi Almanyası için sonun başlangıcı oldu. Diplomasinin bittiği yerde özellikle Stalingrad ve Leningrad emekçilerinin direnişi, o güne kadar durdurulamayan Alman ordusunun önünü kesmişti. Bu dönemeç aynı zamanda ikinci dünya savaşının da kaderini tayin etti. Müttefiklere katılan SSCB ordusu ABD ve İngilizlerden önce Berlin’e ulaşıp savaşa noktayı koydu. 1 Eylül’ün Dünya Barış Günü olarak belirlenmesinin ardında 1 Eylül 1939’da Almanya ve SSCB’nin Polonya’yı anlaşmalı olarak işgal etmeleri ile başlayıp 2 Mayıs 1945’te Berlin’de Reichtag’a Kızıl Bayrağın dikilmesine kadar süren bu karmaşık süreç vardır.
