1 Eylül Barış Günü Ne Zaman
Nasıl Gündeme Geldi?
Her ne kadar BMÖ dünyada barışı temin ve tesis etme iddiasıyla kurulmuş olsa da ilk işlerinden biri bir «Dünya Barış Günü» saptamak olmadı. Bunu 1946 yılında SSCB ve Varşova paktına üye devletler BM örgütüne önerdiler ama bu öneri kabul görmedi. Buna rağmen öneri sahipleri ve dünyanın başka ülkelerinde onlara şu ya da bu ölçüde yakın olan parti, akım ve çevreler o gün bugündür 1 Eylül’ü Dünya Barış günü olarak anmaktadır. İlk büyük anma ise 1 Eylül 1946’da Doğu Almanya’da olmuştu. Bu nedenle 1 Eylül Dünya Barış gününün en hararetli taraftarları öteden beri kendini komünist olarak tanımlayanlar oldu; hala öyle.
Böylece İkinci Dünya Savaşını izleyen yıllarda barış hareketi ile komünistlik neredeyse özdeş kabul edilir oldu. Yine sözümona dünya barışı yolunda önemli adımlar olarak kabul edilen AGİK ve Helsinki belgesinin onaylanması gibi gelişmeler de pek çokları tarafından «sosyalist sistemin ve proletaryanın bir zaferi» olarak benimsendi.
Bugün sözümona «sosyalist sistemin» yerinde yeller esiyor olmasına rağmen, ve BM teşkilatının ve onun sözümona ilkelerinin ipliği çoktan pazara çıkmışken, barışçılıkla komünizm arasındaki ayrım hakkındaki bulanıklık azalmış değil; aksine artmış ve yaygınlaşmış durumda. Çünkü burjuva ideolojisinin işçi hareketi içine sızmasının bir ifadesi olan oportünizmin bir çeşidi olarak barışçılığın kökünün kazınması komünist bir siyasetin galebe çalmasına bağlıdır; ve dünya işçi sınıfı hareketi uzun yıllardır böyle bir uluslararası önderliğin olmayışının damgasını taşımaktadır.
Oysa birinci paylaşım savaşının ardından da beliren bu barışseverlik akımına karşı bolşevikler etkili bir mücadele yürütüp bu hareketin işçi sınıfı saflarına sızmasına barikat oluşturmuştu.
Bir uluslararası barış günü saptama fikri daha sonra tekrar BM örgütünün gündemine 1981 yılında geldi. Bu sefer BM genel kurulu BM sözleşmesinin içeriğine uygun olarak her Eylül ayının üçüncü Salı gün «Uluslararası Barış Günü» olarak anılması önerildi ve kabul edildi. SSCB ve Doğu Avrupa ülkeleri de bu karara itiraz etmedi. Daha sonra da 2001’de BM o yıl 21 Eylül’e rastlayan bu günü sabitlemeye karar verdi.
İlginçtir Türkiye’de ve KKTC’de hala hem 1 Eylül hem de 21 Eylül barış günü olarak resmi ve gayrı resmi kurum ve merciler tarafından anılmaktadır. Muhtelif kitle ve meslek örgütlerinin yanısıra CHP dahil bir çok siyasi parti de 1 Eylül’ü Barış günü olarak anıyor. Hatta Erdoğan bile zaman zaman hem 21 hem de 1 Eylülü barış günü olarak kutladı.
Bu özgül durumun izahı 1 Eylül’lerin yaşadığımız topraklarda geniş kesimler tarafından benimsenip kitlesel olarak anılıyor olmasıdır. Bilhassa 1970’li yıllardan itibaren 1 Eylül’ler adeta 1 Mayıs gibi önemli dönüm noktaları olarak yaşanmıştır. Hatta 12 Eylül’e gelirken aynı zamanda TKP ve sol hareketin belli başlı bileşenlerinin sahiplendiği barışçılık neredeyse «komünistlik»le bir tutulur oldu ve Barış Derneği ve barış girişimleri devrimci akımlar gibi baskılara maruz kaldı. Bu etken de 80 sonrasında barış hareketinin yaygın ölçekte benimsenmesine katkı yaptı. Bilhassa Kürdistan’daki gelişmeler üzerine ve Kürt örgütlerinin bir barış çizgisinde karar kılmalarına paralel olarak 1 Eylül ve barışçılık solda geniş bir yer bulmaya başladı. Hala da öyledir.
Komünist devrimciler kitlelerin değilse de sol hareketi oluşturan akımların ve militanların siyasi duyarlılığının arttığı her kertede olduğu gibi 1 Eylülleri de siyasi duruş ve ayrımlarını ortkaya koymak ve bu tür dönemeçlerde oportünistlerin maskesini indirip Komünist Enternasyonal’in ve bolşeviklerin kızıl çizgisinin mirasını diri tutmakla yükümlüdür.
Üstelik emperyalizm olgusunun mahiyetinin günden güne bulanıklaştığı ve dünya devrimi perspektifinin neredeyse büsbütün kaybolduğu koşullarda bu ödev daha fazla önem kazanmaktadır.
Hatta Komünist Enternasyonal’i kuran komünistlerle tasfiye eden revizyonist/oportünistlerin ve güya kendilerini onlardan ayırt eden merkezci akımların teşhiri için 1 Eylül pek elverişli bir fırsat sunar.
Kaldı ki 1 Eylül’ün ardından 10 Eylül’ün geliyor olması Mustafa Suphi TKP’si ile bugün aynı sıfatı taşımaya cüret eden sosyal-pasifistlerin ayrımlarının hatırlatılması için de iyi bir fırsattır.
Bu bakış açısıyla emperyalizmin egemen olduğu koşullarda sermaye egemenliği yıkılmadan komünistler için barıştan söz etmenin proleter devrim davasına ihanet etmekle eş anlamlı olduğunu vurgulamak komünist devrimcilerin yükümlülüklerindendir.
Dolayısıyla 2022 1 Eylül’ü gelirken komünist Devrimciler sosyal barışçılıkla mücadele edip oportünizmi alt edecek komünist partinin kuruluşu için komünistlerin birliği çağrısını yükseltmelidir.
